yazar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yazar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Mart 2022 Perşembe

İrfan KARABULUT

İrfan Karabulut

Hazan vaktinin ağlamaklığın da tanıştım hayatla. İnatla dağların serin sıcaklarıyla kavrulan başaklarda nefes aldım. Oysa kendimi tanıdığımda küçük virane bir Anadolu kasabasında soludum. Mavi gökyüzünün yokluk kokan özgürlüğünü. Ve inançların peşkeş çekildiği mezhep çatışmalarının altında ezildim kimi zaman. Suskunluğum masum haykırışlara dönüştü. Sevginin güçlü kıldığı bozuk düzende kendi içimde yapayalnız bir şair yarattım. İhanete ve sevdaya dair karanfilleri sundum hayata. Dersimin gülmeyen matemli ve güneşte kavrulan yüreğini Munzur’un bile serinletemediği, çocuk çığlıklarının kulakları tırmaladığı bir vakitte takvimler dokuz yüz altmış altıyı gösteriyordu. Bir hazan-ı güzde ben hüzünle ailem sevinçle karşıladık hayatı. Orta halli müstahdem bir babanın üç çocuğundan ilkiyim. Daha iki yaşında baharı yaşamadan yalçın kayalardan nevruz koklamadan gurbet el verdi. Çocukluk ve gençlik yıllarım Elazığ'ın ilk yerleşim bölgesi olan Harput'ta geçti. Bana sorarsanız çocuk duygularla evliyalar şehri bir başkaydı. İçimdeki tarifsiz ateş ve tutkuyla hala da kara sevdalısıyım. Eğitime ilk-orta-liseyi burada devam ettim. Başarılı bir öğrenci olmasam da edebiyata merak ve ilgi bende tutkuydu. Çoğu zaman sohbet ve konuşmalarımı bile elimde olmadan vezin ve hece dâhilin de uyakça tamamlarım. Şiirle dokuz yüz seksen yılında dergi, gazete ve mecmuaları okumayla tanıştım. İlk deneyimim şiir oldu. Zaman su gibi akarken dokuz yüz seksen iki senesi zamanın sellerinde boğulurken, bu kez pusulanın ucu torosların kavurucu sıcaklarına takılıp temmuz çarmıhında asılıydı. Toroslar bereketli ovaları babamın memuriyetini alıp sağlığına kavuştururken, beni de toprak ağalarına peşkeş çekmişti. Çukurova ile tanışmam sıkıntılı hayatın kilometre taşlarında kaybolan gençliğimi yaşayamadan geçim küfesini yüklenmekle başladı. Bu arada yazdıklarımı sadece sayfalarda saklıyordum. İş ve eğitim bir arada gitmeyince liseyi yarıda bırakıp vatani görevimi sene-i devriyesini dokuz yüz seksen dokuzun mayısında tamamladım. İlk iş olarak dışarıdan bitirmelerle lise mezunu olmayı başardım. Şiir tamamen hayatıma girdiğinde kendimi tutkuyla yazmaya adadım. Ve dokuz yüz doksan üç senesinin zemherisinde evlendim. Çukurova’nın sıcağı beni bir türlü hazmedemeyince bana yine gurbet yolları göründü. Bir hazan mevsiminde İstanbul'un Anadolu yakasına otağımı sabahı puslu bir vakitte kurdum. Ağır çalışma ve geçim koşulları altında hala çalışırken bir yandan da şiir dağarcığımı dolduruyorum. Nihayet çevremden cesaretle adımlar atıp kendi imkânlarımla şiir kitaplarımı çıkarıyorum. İki erkek çocuk babasıyım. Halen iş, aile ve şiir hayatımı yedi tepeli İstanbul'da sürdürmekteyim.


Kitaplar: 

1-Aşkın Uykulu Nöbetleri (şiir)

2-Firari Mürdüm Çiçeği (şiir)








23 Nisan 2019 Salı

TOPRAĞINA SUYUNA SAHİP ÇIK!


İnsanların doğayla uyum içerisinde , ekolojik sınırlar dahilinde verimli  yaşaması için gerekli olan su ve toprak yeterliliğini sağlamakla ilgili ciddi sıkıntılarımız var. Tarih boyunca göç ve yerleşme hareketliliği bu iki kaynak üzerinde gerçekleştiğini düşünecek olursak ata bağlarımızın uygarlıklarının su ve toprağa verdikleri değer ile geliştiğini fark ederiz.
 Bitişik ekolojik sistemler bünyelerinde barındırdıkları zenginlik- çeşitlilik-  birçok bitki ve hayvan türünün sağlayıcısı su ve toprak potansiyeline bağlıdır. Bitişik ekolojik sistemlerin bir parçası olan insanoğlunun doğrudan veya dolaylı olarak doğaya verdiği zarar  doğa ile insan arasındaki kuvvetli bağları zayıflatan, çözen etkiler oluşturmuştur. 
Sonuçları yaşıyoruz, nedenleri değil. Çevre kirliliği olarak adlandırdığımız bu durum  karşısında (hava, toprak ve su kirliliği ) üçlü çemberin dönüş hızını artıran yaklaşımlar ile alabildiğimiz sonuç  bellidir. Üretim faaliyetlerinden yoksun, tüketim çılgınlığı içinde bilinç aşınması geçiren insan kendine ve doğaya yabancılaşmıştır.
Ata bağlarımızın Anadolu topraklarına göç sırasında yanlarında getirdikleri aşkın, güzelliğin, sevginin bitkisi olan gülün orijini Doğu Asya'dır. Güvercinler ise cezayı telafi etmek  istemi  taşımasından ötürü barış kuşu olarak Orta Asya’dan göç dalgası ile eğitilerek getirilmiştir. Güllerin nazı, güvercinlerin sitemi üzerine  dokunan sayısız hikaye, destan, şiir … ile yüreklerinizi selamlamak isterim.
“Gök, toprak ve su kutsaldır.”
Toprak, su can ise  aynı göğ  içinde nefesiniz nefesimdir.



TOPRAĞINA SUYUNA SAHİP ÇIK!

21 Nisan 2019 Pazar


Doğaya ve çevreye sanatçının  görüş alanından bakmak; yaratıcılık, beceri ve  hayal gücüyle gerçekleşen sanatsal öğrenmenin de başlangıcı sayılır. Çok yönlü eğitim anlayışının önemli bir parçası olarak görülen sanat eğitiminin akademik başarıya olumlu etkisi, sosyalleşme ve sosyalleştirmeye katkısı bilinmektedir. İnsandan yana olan,  güzelliğe dair gelişen tüm çabaların doğa ile içselleştiğini hatırlayarak, koşarak geldim.
Merhaba…
Uzun bir yol hikâyesine dönüşeceğine inandığım anlamlı girişimi yürekten kutlarım. Kardeşliğimiz, dostluğumuz, arkadaşlığımız ile sürdüreceğimiz yazınsal eylemlerimizde  Ekoloji  yada” Doğa Bilimi“ olarak adlandırdığımız aidiyetimize metodolojik yaklaşım geliştirip , yönelimlerimizi  belirleyen kültürel zenginliğimizin izahını bulabilmek için haklı bir sebep olduk hep birlikte, yazalım öyleyse.

                                                                           

9 Mart 2019 Cumartesi

KADIN OLMAK

KADIN OLMAK Kır zincirlerimi haydi Çöz kelepçeyi bileklerimden Sırtıma vurduğun yükün al birazını Ve uyar beni saat on iki olmadan Bir günlük saltanatıma veda edip Döneyim yine eski halime Camdan pabuçlarım kaybolmadan Uzun saçlarımdan ben mi sorumluydum? Aklı kısadır dedin de aklımı aldın

ÖNEMLİ UYARIDIR

 Lütfen dikkat arkadalar Sanata gönül vermiş olan Sanat Olsun web sitemiz yakında yeni yerine taşınacaktır. İnternet adresimiz aynı kalacakt...

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *