5 Mart 2022 Cumartesi

Yıldız DEMİRCİ - Azmin Kararlılığını Kuşanan Yürek- Şaire



“ANKARA'da, çocukluk hayalini gerçekleştirerek, belediye bünyesinde ağır vasıta şoförü olan, 2 çocuk annesi Yıldız Demirci ,  su tankeriyle başkentin park ve bahçelerini sulayıp, yeşillendiriyor.”

“Ankara Büyükşehir Belediyesi ANFA Genel Müdürlüğü Peyzaj Bölümü'nde işe başlayan Yıldız Demirci, ağır vasıta şoförü olmak için başvuruda bulundu. Demirci, 2 aylık eğitimin ardından su tankeri ile trafiğe çıkarak, park ve bahçeleri sulamaya başladı. Demirci, başkentin yoğun trafiğinde kullandığı tanker ile park ve bahçelerin yeşillendirilmesi çalışmalarında görev yapıyor.”

 


“ Yollarda beni görünce 'Maşallah kızıma' deyip tezahürat tutup, alkışlayanlar da var; hemcinslerimden kucaklayıp, öpenler de var. Tam tersi eleştirilere de maruz kaldığım oluyor. Tanker sürmek kesinlikle benim için zor değil. Ailem ve çocuklarım benim yanımda ve arkamdalar" 


 


Aslen Uşaklı olan Yıldız DEMİRCİ, 1969 yılında Manisa Kula'da doğmuştur. Manisa Kula’nın  Gediz Vadisi boyunca ilerleyen volkanik kent yapısı, tarihi evleri, şifalı kaplıcaları,  Yunus Emre'si … ile hoş sohbet dost gönüllerin sarmaladığı bir ruhsal ortamda yetişmiştir. 1990 yılında gerçekleşen ,7 yıl süren, evlilikten biri kız biri erkek iki çocuğu dünyaya gelmiştir. 1996 yılında başlayan yoğun hastalık sürecinde önce İstanbul Cerrahpaşa Hastanesi ardından İzmir Atatürk Hastanesi'nde ilaç, gözlem ve operasyon gerektiği için yatarak tedavi görmek durumunda kalmıştır. Ankara Numune Hastanesi'nde yatarken eşi tarafından terkedilen, ailesinin de ona sırt çevirdiği bir insan olarak başlayan kimsesizlik öyküsü, 3 yıl süren bir hukuk mücadelesinden sonra 1999 yılında çocukların velayetini üzerine alması ile Ankara'da zorlu bir hayatın güçlü kimliği olma sürekliliğine evrilmiştir.



“Pazarlamacılık, sokaklarda sebze-meyve satıcılığı, bulaşıkçılık, seyyar köftecilik, mobilya mağazasında tezgahtarlık… gibi çok farklı işlerde çalıştı. 2006 yılından 2012 yılına kadar taşındıkları Alanya'da aşçılık ve hijyen belgesi alarak otellerde kat temizliği, evlerde hizmetçilik, ardından 2008 yılında açtığı ofiste reklam ve matbaacılık gibi işlerde çalıştı. Çocukların isteği üzerine tekrar Ankara'ya döndüler. 2016 yılına kadar Demir, çelik ve mobilya üzerine çalışan bir şirkete hissedar oldu. Daha sonra hissesini devredip Keçiören'de emlakçılık yapmaya başladı. İlkokuldan beri yazmaya çok düşkündü. Öğretmeni Hayali Hanım'ın teşvikiyle şiirler yazıyordu hatta ilk şiirini de öğretmenine yazmıştı. İlkokuldan sonra okuyamamış ortaokulu dışarıdan bitirmişti. Bir edebiyat fakültesine gitme hayaliyle şimdide liseyi dışarıdan bitirmeye çalışıyordu. Bu arada Alanya'da ingilizce eğitimi almış, bilgisayarda reklamcılığın temelini oluşturan ve grafikerliğin olmazsa olmazı corel draw ve photoshop programlarını öğrenmiş birde sürücü belgesi almıştı. Bu arada kızı KTÜ Tarih Bölümünü bitirip 5 yıl atama beklemiş, 2018 yılında polis olmuştu. Şu anda bir emniyet müdürlüğünde yunus olarak görev yapmaktadır. Oğlu  Sinop Boyabat'ta 4 yıllık bir üniversitenin İktisat ve Ekonomi Bölümünden mezun olmuştur. Bir yerden bir yere taşınma nedeniyle Yıldız Hanım'ın yazdığı birçok şiir kaybolmuştu. Kalanları toparlayıp  'Hayatlar arası yolculuk' adlı bir şiir kitabı yayınladı.” 


Yüreğine koyup, tutarsın Eflatuna boyanır gökyüzü Bir kuş süzülür, ufukta Kelebekler bir bir konar çiçeklere Çiy taneleri yağar gözlerinden İlmek ilmek dokursun umudunu Hiç kaybetmeden hiç yitmeden Usul usul sessizce titrer yüreğin Asırlara meydan okuyan Ezgiler gelir, esen yel den Kan, can bağı değil de..acıtan Yaraların, gönlüne müebbet Söylenmemiş sözler dilinde Ellerin semada, ellerin yüreğinde, Kırlangıç lar konar yüreğinin üstüne Kozalaklar ham, duygular çilekeş Maziden koşup gelen çocuk Bir buse; mahmur, ıslak gözlerine Ay çiçekler baş kaldırmış Gitme vakti, gün dönümünde.. Yıldız DEMİRCİ. 07.06.2019





4 Mart 2022 Cuma

Lirik Sözcüsü- Derya KIZILGÖZ



 


1974 Mart ayında Sivas'ın Zara ilçesi- Akören köyünde dünyaya gelen şair 1975-1981 yılları arasında Ankara'nın Haymana ilçesi-Bostanhöyük köyünde yaşamıştır. 1981 yılından itibaren Ankara ilinde ilk, orta ve lise öğrenimini tamamladıktan sonra 19 Mayıs Üniversitesi Amasya Eğitim Fakültesinde öğrenimine devam eden Derya KIZILGÖZ  bibliyofil bir kitap dostu, araştırıcıdır. Ankara Şereflikoçhisar (1998-2009) , Zonguldak Beycuma-Kilimli (2009-2014) , Antalya Gündoğmuş-Manavgat(2014-2019) ilçelerinde öğretmenlik mesleğinin yanı sıra yazınsal faaliyetler ve çeşitli sosyal sorumluluk projelerinde, Türkiye Şair Ozan Ve Yazarlar Derneği Zonguldak İl Temsilcisi, Antalya İl Temsilcisi, Batı Karadeniz Bölge Baş Temsilcisi olarak saha çalışmaları gerçekleştirmiştir.  Türkiye Şairleri, Dünya Şairleri, Avrasya Şairleri Antolojilerinde, dergi ve gazetelerde yayın faaliyetlerinde yer alan Derya KIZILGÖZ Yalova kentinde Müzik Öğretmeni olarak görevini sürdürmekte ve aynı zamanda Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Edebiyat Bölümünde öğrenim görmektedir.

Yayınlanmış Eserleri: 

Su İken Düşlerim-1998

Anahtar Toplayıcısı-1996

Göğokyanus-2002

Kürecan-2002

Aynadaki Karanlık-1993

Yanılsamalarda Düş Kunduzu 2009

Gönül Uygarlığı-2012

Susan Suyun Vadisi- 2012

 Yayına Hazırlanan -Göcek 2014

 İnsaniyet Makamı 2016 



















Mithat AŞIRAN-GÜVEN SAZ EVİ-ÇORUM






 Toz kanatlı bir kelebeğin sazın gövdesine estirdiği, 
Kaf Dağı Rüzgâr Tınısı işleyen yürek...


Bağlamayı bir de kendisinden tanıyalım. 

Mithat AŞIRAN 

 

" Mithat AŞIRAN ile birlikte faaliyetine başlayan Güven saz evi; 21 yıl içerisinde Almanya İngiltere Amerika Avustralya gibi çeşitli ülkelere bağlamalarını ulaştırabilmiştir. Bugün bir Türkiye markası olan Güven Saz Evi , aynı zamanda kültürün daim olabilmesi adına bünyesinde birçok usta yetiştirmiş olup, Türkiye’de ilk defa halk eğitim çatısı altında yetiştirdiği onlarca öğrencisine” Bağlama Yapımcılığı Kursu” sertifikası vermiştir… "


 Sazın ve Sözün Ustalarından Yaşayan Halk Şairi KUL HÜSEYİN yüz elli senelik kopuz sazının restorasyonu  Mithat AŞIRAN' a aittir.












OYMA BAĞLAMALAR 

Tekne formu  ağaç kütüğünün bütünü veya bir kısmının belli bir hacminin oyulmasıyla sağlanan oyma tekneler bütündür ve iç yüzeyi sürekliliğe sahiptir. Akustik karakterinin açığa çıkarılması, yüksek hissiyat gerektirir.  










BALTA BAĞLAMALAR 

Alt kısmında sivrilerek bir balta ağzını andıran teknesinden ötürü  bu ismi alan “Balta Bağlama” görüntüsünün yanı sıra tınısının da oldukça farklı olmasıyla diğer bağlamalardan ayrılır. 

Gövdesi çoğunlukla ardıç,köknar, karadut

Sapı çam, ardıç  

Göğüs tahtası ise çam, ya da köknar 

Teknesi, dörde bölünen ağaç özel keserlerle daha dar ve derin şekilde oyulur. Saz "gomalak" cila ile cilalanır. Göğüs kısmına ise hiçbir şey sürülmez. Genelde kısa saplı bağlama boyunda ve 12 perdelidir. Dede Sazı, Ruzba 


DEDE SAZLARI 

Çoğunlukla Malatya -Arguvan, Kahramanmaraş- Elbistan-Pazarcık, Kayseri- Sarız, Gaziantep, Sivas'taki Alevi topluluklarında çalınır.

KOPUZLAR 

Diz üzerine konularak çalınan “Kopuz” için  değerlendirilen ağaç yay şeklindedir. Kayın, meşe, ıhlamur gibi ağaç türleri seçilir. Kopuz çalgısı olacak ağaç fidanken özel bakıma alınır ve sadece sonbahar günlerinde kesilir. 





GÜVEN SAZEVİ

Atölye : (0364) 224 39 03 

GSM : (0535) 565 41 31

guvensazevi@hotmail.com

mithatasiran@hotmail.com

Adres

Bahçelievler Mahallesi , İpeklievler 3. Sokak No : 24 Çorum / Merkez



3 Mart 2022 Perşembe

Hüsnü KIZILGÖZ

  Hüsnü KIZILGÖZ




“Ritimlerle Anadolu”  “Engelsiz Ve Mutlu Yaşam “  “Lyrics Songs ” “Modern dans”  “ Ritim Köy”   “ Kalpleriyle Ritim Tutanlar “ “ Uluslararası Yaşlılara Saygı Federasyonu” ve daha pek çok faaliyetin ana karakterlerinden biri olan Hüsnü KIZILGÖZ  22 Mart 1973 senesinde Sivas ili Zara ilçesinde doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Ankara’da tamamladıktan sonra bir süre konservatuvar eğitimi aldı. Şifahen üslupla kendi gelişim olanaklarını sağlarken farklı ilgi alanlarında üniversite eğitimini sürdürdü.

Ritim eğitmeni, perküsyonist olan sanatçı aynı zamanda ney yapım ustası , neyzen ve tiyatro sanatçısıdır. Ritim notasyon çalışmaları ve besteleri ile müzisyen kimliğini gerçekleştirmektedir.

*Ankara Devlet Tiyatrosu  “KURBAN”   “KERBELA” “REMBETİKO”   ”BERNARDA ALBA’NIN EVİ” “MEHMET AKİF” oyun müzikleri

* SİMURG TİYATROCULARI  “ALA DAĞLI MIHO”  “ÇANAKKALE 1915 BİR HAZİN HÜRRİYET” oyun müzikleri

*Murat DEMİRTAŞ tiyatrosu  “VECİ HÜR-KUŞ oyun müzisyenliği

* Belgesel ve film müzikleri çalışmaları

*Reklam müzikleri

/////Buraya sığdırabildiklerimiz...

Ankara'da  Kamusal  ve özel kurumlarda müzik öğretmenliğine devam eden Hüsnü KIZILGÖZ aynı zamanda “Ritimlerle  Anadolu”  tasarımına  yeni sahneler hazırlamaktadır.

Sanata , müziğe gönül veren kalp dostu bir insandır. 




İrfan KARABULUT

İrfan Karabulut

Hazan vaktinin ağlamaklığın da tanıştım hayatla. İnatla dağların serin sıcaklarıyla kavrulan başaklarda nefes aldım. Oysa kendimi tanıdığımda küçük virane bir Anadolu kasabasında soludum. Mavi gökyüzünün yokluk kokan özgürlüğünü. Ve inançların peşkeş çekildiği mezhep çatışmalarının altında ezildim kimi zaman. Suskunluğum masum haykırışlara dönüştü. Sevginin güçlü kıldığı bozuk düzende kendi içimde yapayalnız bir şair yarattım. İhanete ve sevdaya dair karanfilleri sundum hayata. Dersimin gülmeyen matemli ve güneşte kavrulan yüreğini Munzur’un bile serinletemediği, çocuk çığlıklarının kulakları tırmaladığı bir vakitte takvimler dokuz yüz altmış altıyı gösteriyordu. Bir hazan-ı güzde ben hüzünle ailem sevinçle karşıladık hayatı. Orta halli müstahdem bir babanın üç çocuğundan ilkiyim. Daha iki yaşında baharı yaşamadan yalçın kayalardan nevruz koklamadan gurbet el verdi. Çocukluk ve gençlik yıllarım Elazığ'ın ilk yerleşim bölgesi olan Harput'ta geçti. Bana sorarsanız çocuk duygularla evliyalar şehri bir başkaydı. İçimdeki tarifsiz ateş ve tutkuyla hala da kara sevdalısıyım. Eğitime ilk-orta-liseyi burada devam ettim. Başarılı bir öğrenci olmasam da edebiyata merak ve ilgi bende tutkuydu. Çoğu zaman sohbet ve konuşmalarımı bile elimde olmadan vezin ve hece dâhilin de uyakça tamamlarım. Şiirle dokuz yüz seksen yılında dergi, gazete ve mecmuaları okumayla tanıştım. İlk deneyimim şiir oldu. Zaman su gibi akarken dokuz yüz seksen iki senesi zamanın sellerinde boğulurken, bu kez pusulanın ucu torosların kavurucu sıcaklarına takılıp temmuz çarmıhında asılıydı. Toroslar bereketli ovaları babamın memuriyetini alıp sağlığına kavuştururken, beni de toprak ağalarına peşkeş çekmişti. Çukurova ile tanışmam sıkıntılı hayatın kilometre taşlarında kaybolan gençliğimi yaşayamadan geçim küfesini yüklenmekle başladı. Bu arada yazdıklarımı sadece sayfalarda saklıyordum. İş ve eğitim bir arada gitmeyince liseyi yarıda bırakıp vatani görevimi sene-i devriyesini dokuz yüz seksen dokuzun mayısında tamamladım. İlk iş olarak dışarıdan bitirmelerle lise mezunu olmayı başardım. Şiir tamamen hayatıma girdiğinde kendimi tutkuyla yazmaya adadım. Ve dokuz yüz doksan üç senesinin zemherisinde evlendim. Çukurova’nın sıcağı beni bir türlü hazmedemeyince bana yine gurbet yolları göründü. Bir hazan mevsiminde İstanbul'un Anadolu yakasına otağımı sabahı puslu bir vakitte kurdum. Ağır çalışma ve geçim koşulları altında hala çalışırken bir yandan da şiir dağarcığımı dolduruyorum. Nihayet çevremden cesaretle adımlar atıp kendi imkânlarımla şiir kitaplarımı çıkarıyorum. İki erkek çocuk babasıyım. Halen iş, aile ve şiir hayatımı yedi tepeli İstanbul'da sürdürmekteyim.


Kitaplar: 

1-Aşkın Uykulu Nöbetleri (şiir)

2-Firari Mürdüm Çiçeği (şiir)








Sadık ESER




Karadeniz Bölgesi’nin Orta Karadeniz Bölümü’nün iç kesimlerinde bir yerleşke, adı Uygur… Deliçay vadisi üzerinde Amasya ve Tokat'ın Turhal ilçelerinin tam ortasın 890’lı yıllarda  yerleşmiş Uygur Türkleri’nden emanet olan bir köydür.  Doğusunda Ezinepazar kasabası, Kuzeydoğusunda Eskikızılca köyü, güneyinde Yağcıabdal köyü, kuzeyinde Tatar, Keşlik ve Sarıyar köyleri, batısında Kaleköy bulunan  Yuva Deresi, Yüce Harman, Arzuönü, İneklik tepeleri ile sarmalanmış;   Sarıtaş Dağları diye adı geçen sıradağların eteğine kurulan Uygur Köyü'nde 1958 senesinde dünyaya gelen Ozan Sadık ESER  der ki:

 

Ozan demek

Halkın gözü kulağı demek

Ozanca seslenmek

Halkın dilinden dökülmek

 

 

EHİL İLE CAHİL

 

Bir ehil ile bir cahil çıkmışlar yola.

Yorulmuşlar dinmişler ama.

Vermemişler mola.

Tam o sırada.

Karşıdan görünmüş molla.

Şöyle bir soluklanmışlar.

Selam sabahtan sonra.

Demiş ehil cahile.

Öldürelim şunu.

Cahil yalvarmış yakarmış.

Etme kulun kölen olayım.

Üstüne yorgan olup.

Ayağının altını öpeyim.

Bu ihanettir vatana.

Gel uymayalım şeytana.

Sen sus demiş ehil.

O baba düşmanıdır.

Tam öç almanın zamanıdır.

Gitmişler peşinden evvel ahır.

Öldürmüşler mollayı anında.

Suçlu çıkmış cahil sonunda.

Ama ehil mi cahil?

Yoksa cahil mi cahil?

Bilmez bunu insan oğlu.

Ehlin sobası sıcak.

Pilavı yağlı.

Bir gurup sahte şahit mahkemeye.

Sürdüler cahili hapishaneye.

Ehil söz vermiş.

Karısına bakacağına.

Yüzüne gülüp de.

Evini başına yıkacağına.

Sözde eksik eteğe bakmış.

Tarlaları bir bir kapmış.

Zavallı ölecek derdinden.

Yatak yorganda gitti.

Birbiri ardından.

Malların hepsi bitmiş.

Zavallı kadında ahirete gitmiş.

Ehil eşiği eşelemiş.

Vardır belki malın kokusu.

Ama düşünmemiş

Vardır her inişin yokuşu.

İki çalı çırpı bir meşe.

Verdiler cahilin evini ateşe.

Mahkeme cahili idam etti.

Sadığın hikayesi burada bitti.

Fukara cahil unutulup gitti

 

KÖYÜMÜN HALLERİ

AMASYA UYGUR KÖYÜ

 

Tanıtayım ben köyümü

Badeleri suna suna

Hem derdini hem huyunu

Anlatayım yana yana

Kurban olam köyüm sana

 

Besi yaptık iflas ettik

Rakı yaptık beleş sattık

Kendi kendimizi yaktık

Çile çektik yana yana

Kurban olam köyüm sana

 

Bankalara borç eyledik

Aldık ama suç eyledik

Kaçtık köyden göç eyledik

Gurbet ele vara vara

Kurban olam köyüm sana

 

Kefilin yaktık başını

Zehir eyledik aşını

İcra bırakmaz peşini

Arar onu döne döne

Kurban olam köyüm sana

 

Köyümün çilesi yetmez

Sayarım sayarım bitmez

Zengini beş para etmez

Sınır yıkar kana kana

Kurban olam köyüm sana

 

Sadığım çekmez sözünü

İkiletmez hiç özünü

Uygur köyü aç gözünü

Nifak sokarlar kafana

Kurban olam köyüm sana

 


KÖYÜMÜN HALLERİ 2

Dost yanına vardım hatır sormaya
Derin bir ah çekip başın salladı
Sorma gardaş dedi başa geleni
Bir öküzüm vardı icra bağladı

Kimse çift koşmamış tarla tapana
Kara bulut çökmüş bizim vatana
Sanki kran düşmüş kara sapana
Köyümün feryadı ciğer dağladı

Çıktım yola doğru hava alayım
Ne  dertliler varmış nerden bileyim
Noldu köylüm size kurban olayım
Hepsi iflas ettik deyip ağladı

Zehir oldu bize üç günlük yaşam
Bir siz değilki memleket perişan
Birliğe çağrı var eydost alişan
Boş tavalar yandı kara bağladı

Gelin canlar atak böyle düzeni
Zamla enflasyonla halkı ezeni
Kulak verip dinle sadık ozanı 
Oda dost dost diye boşa ağladı


OZANCA

Sevdayı yüklenip çıkmışım yola

Aslı kerem oldum anlayın beni

Leylayı ararken düşmüşüm çöle

Çöllerde mecnunum anlayın beni

 

Erenler yoluna gönlümü verdim

Arzu’yla Kanber’i orada gördüm

Nice taş duvara külüngüm vurdum

Ferhat şirin oldum anlayın beni

 

Rumeli’ne vardım Türklüğü yaydım

Haklıya hak verdim kemliği kovdum

Ak güvercin oldum engine kondum

Hacı Bektaş oldum anlayın beni

 

Bende şahın davasını gütmüşüm

Koca Osmanlıya kafa tutmuşum

Darağaçlarına serim vermişim

Pir sultan abdalım anlayın beni

 

Zalımın elinden kanlı yaş döktüm

Boş gönüllere hep sevdalar ektim

Elifin adına ağıtlar yaktım

Karacaoğlan oldum anlayın beni

 

Dağlara çıktım özgürlük için

Anlamazlar beni bilmem ki niçin

Canımı vermişim ben halkım için

Deniz gezmiş oldum anlayın beni

 

Cepheden cepheye koşturdum durdum

Ülkemin için cumhuriyeti kurdum

Yedi düvele boyun eydirdim

MUSTAFA KEMAL’İM anlayın beni

 

Buda kimmiş diye halka sordurdum

Nice iktidara boyun eğdirdim

Bazen ağlattım da bazen güldürdün

Aziz nesin oldum anlayın beni

 

İncindim de incitmedim kimseyi

İster kötü deyin ister çok iyi

Yine de sevdim bu güzel ülkeyi

Ozan sadık oldum anlayın beni

 

 

 

TOPRAĞIM VE SEVDAM

 

Gül kokulu toprağım

Bu gönül sana öyle muhtaç

Sevgine şefkatine

Öyle aç ki

Nane kokulu toprağım

Ezildim sürüldüm

Kapılardan kovuldum

Sen köylüsün dediler

Suyuma ekmeğime el koydular

İnadına yaşadım

Direndim

Menekşe kokulu toprağım

Bu yürek isyanda

Namerde boyun eğmedik

Tutulmadık zincirine

Atılmadık zindanına

Binlerce ölsek de

Milyonlarca doğarız

 

İnan olsun çiğdem kokulu toprağım

Bu asi yüreğim

Kardelen başıdır

Kardan doğrulup uzanır

 

Leylak kokulu toprağım

Sana hava veren çapana

Gönlünü okşayan

Kara sapana

Hayat veren suyuna

Kıymet verselerdi

Ambargo koyarlar mıydı


Aldılar toprağım

Seni elimizden

Aldılar da bu zalimler

Ata kanıyla yoğrulan kokunu

Siyanürle zehirlediler

 


 ŞİİR VE YAŞAM


Şiir bir sevdadır yüreğimizde

Bazen sevgiliye ağıt

Bazen sılaya hasrettir

Doğanlara gülücük

Ölenlerin ardından 

Göz yaşıdır şiir

Bazen uçmaktır  gökyüzünde

Bazense yüzmektir

Okyanusun derinliklerinde

Şiir bazen yükselip semaya

Yıldız toplamaktır gökyüzünde 

Bazen bulut olup yağmak

Bazense sel olup coşmaktır

Ormanın derelerinde

Sessiz sesiz akmaktır

Özgürce denizlere

Hep iyilik güzellik değildir şiir

Bazen kınında bıçak olup

Saplanmaktır zalımın göğsüne

Tükürmektir hırsızın

Arsızın soysuzun

Yüzüne yüzüne

Okuya biliyorsak şiiri

Bir avuç su serper

Yüreğimize

Tekrar alev almasın

Deniz olsun diye


SADIK ESER


Yıldız DEMİRCİ - Azmin Kararlılığını Kuşanan Yürek- Şaire

“ANKARA'da, çocukluk hayalini gerçekleştirerek, belediye bünyesinde ağır vasıta şoförü olan, 2 çocuk annesi Yıldız Demirci ,  su tankeri...

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *