4 Nisan 2019 Perşembe

PARANOYA SEYRİNDE

Tam da baharı kucaklamaya hazırlanırken suratıma okkalı bir tokat gibi inen ayaz vurdu geceyi. Soğuklarda sanki duygularımda soğuk gibi oluyor. Kimbilir soğuğa olan antipatimdir belkide.. Beyaz, siyah, gri... soğuk... içimi ısıtmayan renkler. Ve öte yanda beynimin  içimde çıldırmış bahar dalları, uçuşan böcekler, kelebekler ve kocaman umut bulutları. Tanımlanmamış hüzünlerin baharı olsa bu umutlar.... ne dersin?
Düşünün iki kelime var, morarmış titreyen dudaklar arasından boğulup gidiyor ve soğukla birlikte yutuyorsun sevgini... Ya aşk yutulur mu hiç?
Bir parça tomurcuğun oluşumunda doğanın yaratma aşkı var. Doğanın gebeliği nasıl bir mutluluk veriyor değil mi? Ve her yıl muazzam bir aşkın doyum noktası bahar! Düşünün!
Düşünün!
Bahar diyorum minicik bir tomurcukla bu kadar güzelleşirken, insanların yüreğinde neden bir parça güzellik yaratmaz.... Neden insan insanı, insan hayvanı, insan doğayı, insan aşkı öldürür.!

Duvarlarımızda tabular, avuçlarımızda ön yargılar ve içinden ayrışamadığımız öğretilerle ne kadar ileri gidebiliriz ki...? Aşk bu, yaşam aşkı ilk önce ve  yaşayanlar aşkı...
Alıştık ya minik minik materyaller halinde sunumluyoruz sevgimizi.. Başkalarına karşılıklı sunulan madde gibi... "Oysa ki sevgi dokunduğumuz değil hissettiğimizdir." İnsan olarak herşeyi çirkin kıldık ve sonra süsledik çirkinliği gizlemek için.. Yüzümüzü, sevgimizi, gülüşümüzü, aşkımızı... Hem çirkinleştirdik hem de süsledik... riyakâr olduk.. Ve doğaya da aynını yapmadık mı? Hemde en güzelini yaptık tüm çirkinliklerin.. Kuşkularla kurgularla bir dünya kalabalığın içinde kimsesiz kaldık. Ölüm soğuktu ya sanki, aşkta soğudu.

"Ölüm ve aşk usulca sessizce yapar yerini, aniden kapını çalar ve dur diyemezsin.. Ölümün usulca uykusuna teslim olur gibi aşkın hoyratlığına teslim olursun.  Farklı şekilde  sonsuzlukta kayboluşun adlarıdır ölüm ve aşk ne dur diyebilirsin ne de git..."
Bugün teslimiyetsiz düşüncelerle çıktım yolculuğa.. Upuzun bir düş yolu, kimseyi de almıyorum yanıma çünkü, bugün ve sonra burası benim dediğim, senin olmayan yerdeyim...
Kendi halimdeydim ve yine öyleyim... Kendimle kendimce kurgusuz düşlerimin içine misafir oldun tamam.. Yatak döşek uyuyakaldın tamam... düşlerimin içine girdin darmadağın ettin e onada tamam! Sence artık gitme vakti değil mi kendi şehrine kendi düşlerine.
Kimsesizler ülkesinde yalın şiirlerden evim olsun, bahçemde üç beş müzik yeter. Bundan sonrası benim kalabalığım öyle ya. Her zaman söylerim insan hep yenilemeli, yenilenmeli evrenin sürekliliğine uyumu da uyumlu olmalı. Ve elimizde olmayanlarada uyumlu olmalı değil mi?

"Belki siyah beyazda başkalarının anısı olacağız.
Belki bu sokaklar soluğundan tatmayacak
Belkide....
Belki....
Kimbilir başka soluklarda tükeneceğiz..
Sonra belkide, habersizce gideceğiz...
Kimbilir?"

Süheyla Güney Avcı
#paranoyaseyrinde

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Hacı Mehmet KARAKAŞ

Hacı Mehmet KARAKAŞ 21.01.1988 yılında Adıyaman’ın Kâhta ilçesinin Yolaltı Askeran köyünde,  kalabalık bir çekirdek ailede, çiftçi bir baban...

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *