25 Ocak 2021 Pazartesi

Sokaklarında Heykel Olan Bir Köy -Heykeltıraş Yunus TONKUŞ

 








"Tokat Zile'de yoksul bir aileden Yunus TONKUŞ, dünya çapında bir heykeltıraş oldu. 25 yıl Avrupa'da ve sonrasında İstanbul'da yaşayan Tonkuş, şimdi Kuzey Ege'de bir köy kurmak için yola çıktı...

Heykeltıraş Yunus Tonkuş dünya çapında bilinen bir sanatçı. Dünya Heykeltıraşlar Derneği'nin Türkiye'den tek üyesi. Fakat ben bir tesadüf eseri kendisinin evine gidene kadar bunu bilmiyordum. Türkiye'de yaşayan biri olarak bunu bir ayıp olarak görmüyorum; ama büyük bir kayıpmış!

Yunus Tonkuş doğuştan sanatçı değil; yani sanatçı bir ailenin içine doğmamış: “Annem, babam okuma yazma bilmezdi. Babam bir zanaatçıydı; urgan yapardı. Yazları köy köy gezerdi bu urganları satmak için. Benim için şöyle bir durum yoktu: okula git, okuldan sonra top oyna, sonra gel ders çalış. Babaya yardım edeceksin.

“Ama Zile'nin kimliği bana çok şey kattı. Orada doğanın içinde büyüdük. Ayrıca, Zile'nin yaklaşık 5 bin yıllık bir geçmişi var. 'Zela' diye geçer ve Roma'nın en büyük eyaletlerinden birisi olmuştur. Orta Anadolu o dönem Zile'ye bağlıydı. Çocukluğumda bu geçmişin etkisini şöyle gördüm: Merkezde çok büyük demirciler, bakırcılar çarşısı gibi yerler vardı. Zanaatkârların merkezi konumundaydı."

                                                                                                                      Adem ERKOÇAK

Sonsuz Şükran Köyü- KONYA Hüyük


Konya’nın Hüyük ilçesinde sanatçılara ait kerpiç evlerin bulunduğu Sonsuz Şükran Köyü’nde yapılan kültür sanat etkinlikleri  devam ediyor.

İlçeye bağlı Çavuş Mahallesi’ndeki köyün kurucusu Mehmet Taşdiken, bu yıl Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü’nün de desteğiyle Tasarım Akademileri Sinema Atölyeleri kapsamında sinema, heykeltıraş, resim ve heykel alanlarında atölyeler yaptıklarını belirtti.



Tasarım Akademisi

Taşdiken, sanatçılara ait yerleşim merkezine pandemi sürecinde 1 resim heykel atölyesi ile 4 de köy odası kazandırdıklarını ve bundan sonra köyün kış mevsimi de ziyaret edilebileceğini söyledi.

Taşdiken, “Sonsuz Şükran Köyü bu yıldan itibaren 365 gün ziyaret edilebilecek. Bu yıl atölyelerde daha çok sinema eğitimine ağırlık verdik. Çevredeki gençlerin, ilgili insanların gelip sinema hakkında bilgi sahibi olması, atölyelere katıldıktan sonra aynı zamanda bir uygulama çalışması yapılması planlandı ve bunları gerçekleştirdik. Bundan sonraki hedefimizde ise, 10 yıldan bu yana planladığımız Tasarım Akademisi’ni hayata geçirmek” dedi.




 

Aşık Şiirinde Divani Ve Aruzlu Şiir Türleri

 




Divani

Âşık Şiirinde aruz ölçüsünün Fâliâtün / Fâliâtün / Fâliâtün / Fâilün kalıbı ile söylenen ve âşıklar arasında “divânî” olarak bilinen şiirlerdir.

 

Ser-nigun kıldık zamanın sagar-ı minasını

Çekmeyiz şimden gerü sakinin istiğnasını

 

Sagarından badesinden neşesinden çektik el

Başına çalsın felek ahval-i nâ-ber-câsını

 

Hırka-puş olduk kalender-meşreb olduk hasılı

Hiçe saydık alemin a'lâsını ednasını

 

Düştüler çah-ı kazaya göz göre ikbâl için

Alemin gördük nice bina vü na-binasını

 

Biz libas-ı fahrı Mekki çak çak ettik yine

Talihi her kimse giysin atlas u dibasını

                                                                     ( Mekkî)

 

 

Divan

Gazel, murabba, mahammes, müseddes, musammat gibi bazı nazım biçimlerini içerir. Divan, kendilerine özgü ezgileri olan  bir nazım türüdür.

 

Selis

Aruzlu türler arasında yer alan selis, aruz ölçüsünün

Feilâtün (Fâilâtün) / Feilâtün/ Feilâtün / Feilün  kalıbıyla yazılan şiirlerdir.

 Selisler, hecenin on beşli şekliyle de uyumlu olan  özel ezgilerle icra edilirler.

 

 

Yine aldı gam u efkâr-ı dili dâğ-ı tenin

Acımaz mı yüreğin merhametin yok mu senin

Ne revâ çevri ola goncaya serv-i semenin

Acımaz mı yüreğin merhametin yok mu senin

 

Bunca cevr ettiğini kimseler ey gül edemez

Ben gibi nâle vü nâlişleri bülbül edemez

Ah u efgânıma kâfir de tahammül edemez

Acımaz mı yüreğin merhametin yok mu senin

 

Bunca derde kim kodun âşık-ı bî-çâreleri

Tiğ-ı cevrin ile açtın sineme yâr eleri

Dâğ dâğ oldu a kâfir ciğerim püreleri

Acımaz mı yüreğin merhametin yok mu senin

 

Çünkü göğsünde yok insâfın a zâlim nideyim

Varayım haşım alıp özge diyâra gideyim

Sen git ağyar ile gül oyna da ben zâr

ideyim Acımaz mı yüreğin merhametin yok mu senin

 

Derd-i aşkın komadı Nûri mecâlim yetişir

Bu kadar çekmeye de kalmadı hâlim yetişir

Yetişir çekticeğim gayri a zâlim yetişir

Acımaz mı yüreğin merhametin yok mu senin

                                                                      (Tokatlı Nurî)

 

 

Semai

Âşık şiirinde heceli semailerden başka aruzlu semailer de söylenmiştir.

 Aruzun  Mefâîlün / Mefâîlün / Mefâîlün / Mefâîlün kalıbında

gazel, murabba, muhammes ve müseddes nazım şekilleriyle ve özel ezgilerle okunurlar.

Hece ölçüsünün 8+8=16’lı şekliyle de uygunluk gösteren semailer

 Musammat  ve yedekli semai olarak adlandırılır.

 

Efendim gel bana bildir bu istiğnâ ne âdettir

Bana bildir bu istiğnâ ne âdettir adâlettir

Bu istiğnâ ne âdettir adâlettir hâlâvettir

Ne âdettir adâlettir hâlâvettir nezâkettir

 

Nice tarif edem medhin bu âlemde senin dilber

Edem medhin senin bu âlemde dilber rûyin enver

Bu âlemde senin dilber rûyin enver lebin sükker

Senin dilber rûyin enver lebin sükker saâdettir

 

Yanağında açılmıştır o gonca-ter gül-i ra'nâ

Açılmıştır o gonca-ter gül-i ra'nâ gözü şehlâ

O gonca-ter gül-i ra'nâ gözü şehlâ ne hûb sevda

Gül-i ra'nâ gözü şehlâ ne hûb sevdâ ne takattir

 

Cüdâ kılmaz seni Hengâm bedenden can cüdâ olsa

Seni Hengâm bedenden cüdâ olsa feda olsa

Bedenden can cüdâ olsa fedâ olsa gedâ olsa

Cüdâ olsa fedâ olsa gedâ olsa şefaattir

                                                               (Hengamî)

 

Kalenderî

Özel ezgileri olan kalenderîler

 Aruzun Mefûlü/ Mefâilü / Mefâilü / Feûlün kalıbıyla

Gazel, murabba, muhammes ve müseddes şekillerinde hece ölçüsüyle ve dörtlükler halinde söylenmiş örnekleri vardır.

 İstanbul semaî kahvelerinde

Aşık fasıllarında

kalenderîler, divan ve halk şiirinin etkileşimi açısından önemlidir.

Gönlüm seni ey şûh-i sitem-ger sever oldu

Hicrin bana âh kim neler etti neler oldu

Sensiz geceler hem-demim âh-ı seher oldu

Her sâat-ı hicrin bana bin yıl kadar oldu

 

Feryâd u figânım bu gece arşa dayandı

Derd ü gam ile dîdelerim kana boyandı

Firkat günü âh böyle uzandıkça uzandı

Her sâat-ı hicrin bana bin yıl kadar oldu

 

Rahm eyle bu firkat odunu söndür efendim

Bir katre zülâl-ı lebini gönder efendim

Mehcûr olalı bir iki üç gündür efendim

Her sâat-ı hicrin bana bin yıl kadar oldu

 

Ahımla cihan gamz eder bu ne aceb âh

Hicran oduna can u ciğer yandı bu şeb âh

Neyse bu Gedâyî kulunu terke sebeb âh

Her sâat-ı hicrin bana bin yıl kadar oldu

                                                                       (Gedâyî)

 

Satranç

On dokuzuncu yüzyılda karşımıza çıkan satrançların sayısı da oldukça azdır.

Aruz vezninin Müeilün / Müeilün / Müeilün / Müeilün kalıbında

Hecenin 8+8=16’lı şekliyle uyum gösteren satrançlar zel bir ezgiyle okunur.

Şiirlerde iç kafiye vardır. Beyitler, içerideki kafiyeli bölümlerden bölündüğünde

dörtlük şekline dönüşür.

 Satrançlar, gazel, murabba, muhammes ve müseddes şekillerinde yazılmıştır.

 

Medhine meddâh olalım hüsrev-i hûban güzele

Vasfına sözler bulalım dinleye yaran güzele

 

Benzeyemez hür u melek hidmetine çektik emek

Dişleri zer şâne gerek zülfü perişân güzele

 

Dayanamam nazlarına tûti gibi sözlerine

Çekme seza gözlerine kuhl-i Sıfâhan güzele

 

Söyleme efsâne gibi bakması bigâne gibi

Şem'ine pervâne gibi yan güzele yan güzele

 

Söylese diller dolaşır bakmaya gözler kamaşır

Sırmalı kaftan yaraşır serv-i hırâman güzele

 

Yüzüne zer hızma ile cebhe zeheb düzme ile

Başta oya yazma ile yakışır elvan güzele

 

Ruhları gül goncafemi kendi aşiret Hatem'i

Gezseler Rûm u Acemi olmaya akran güzele

 

Serv-i sehî kametime kâmet-i kıyametime

Gelse eğer davetime kesmeli kurban güzele

 

Emrine ta at edelim çevrine gayret edelim

Haneyi halvet edelim bir gece mihman güzele

 

Câm ile mey süzdürelim bezme şeker ezdirelim

Seyr ederek gezdirelim bâğ ile bostan güzele

 

Dertli-i efkendeleriz vasfını gûyendeleriz

Can baş ile bendeleriz şimdi Alî-şan güzele

                                                                               (Âşık Dertli)

 

Vezn-i Âher

 

Aruzun Müstefilâtün / Müstefilâtün / Müstefilâtün / Müstefilâtün kalıbıyla

Her mısrası dört parçadan oluşur, dört mısralık ve  musammat (iç kafiyeli) şiirlerdir.

 

 


Aşık Şiirinde Koşma

 





Âşık şiirinde en fazla kullanılan nazım şekli koşmadır.

 

Düz Koşma: “Âdi Koşma” da denilen bu koşma çeşidi, ayrı bir özelliği olmayan

sıradan koşma nazım şeklini karşılamaktadır. Uyak düzeni abab cccb çççd... veya

xaxa bbba ccca

 hece ölçüsünün 8’li veya 11’li şekilleriyle söylenmiş ve 3-5 dörtlük civarında bir hacme sahip koşma türüdür.

 

Yedekli Koşma: 

Doğu Anadolu âşıkları arasında bilinmekle birlikte Azerbaycan âşıklık geleneğinde daha yaygın olan bu koşma çeşidi, iki farklı şekilde söylenir. Bunların ilkinde koşmanın ikinci mısrasından sonra araya bir mani veya mani hece ölçüsüne uygun bir şiir eklenir.

Yedekli beşli koşma da denilen diğer  söylenişte ölçü sekizlidir.

“Her bentte iki  kıta bulunur. İlk kıta beş, ikinci ve yedek sayılan kıta dört dizelidir. Birinci kıtanınilk üç dizesi bir, dördüncü ve beşinci dizeleri ayrı uyaklıdır. İkinci kıtanın dört dizesi kendi aralarında uyaklı olmakla birlikte, bunlardan ikinci ve dördüncü dizeler ayrı  yapıda bir kavuştak (dönderme, nakarat)tır. Bu dörtlük düzeni öteki bentlerin ikinci kıtalarında da değişmez.”

                                                                                                                (Hikmet Dizdaroğlu1969: 77)

 

 

Hâb-ı nazda yatar iken uyandım

Bir bâde verdiler nûş edip kandım

İçtim bâdeyi kandım

Ab-ı hayattır sandım

Ben bir ateşe yandım

Aşkın atına bindim

Yeri göğü dolandım

Bu yerde de avlandım

Seni buldum bir çobana efendim

Kudret kanadımı çalsam el kınar


Musammat Koşma: 

Mısra sonlarındakine ek olarak mısra ortalarında da kafiyeli olan koşmalara denir. Musammat koşmalarda her mısranın birinci ve ikinci kısımları birbiriyle kafiyelidir. Bu yönüyle musammat koşmaların her dörtlüğü, kendi içinde iki dörtlük haline gelir.

Ey cemâli parlak kadi toparlak

Lebleri bal kaymak sükker misin sen

Boynuma lâle tak hele bir yol bak

Bu kadar yalvarmak ister misin sen

 

Lebler kırmızı la'l kaşları hilâl

Gözler âhû misâl bulunmaz emsâl

Bilmem bu ne hayâl bilmem bu ne hâl

Bu ne parlak cemâl ülker misin sen

 

Mir'âtî hem-vâre yanıktır yâre

Yüreğimde yâre oldu bin pâre

Gönül başka yere düşmez ne çâre

Bir başka nigâre benzer misin sen

                                                              Mirati


Ayaklı Koşma:

İlk dörtlüğün ikinci ve dördüncü, diğer dörtlüklerin dördüncü mısrasından sonra “ziyade” adı verilen mısraların eklenmesiyle oluşturulur. Ziyadeler, asıl mısralara göre daha kısadır.

Ey benim cânânım can içre canım

Şûh nev-civânım olma bî-vefa rahm eyle bana

Ben sana kurbanım gel kes gerdanım

Dök yerlere kanım tek ol aşina olma bî-vefa

 

Nar-ı aşkın serde düştüm yek derde

Şeklin perilerde yoktur kişverde

Ellerin hançerde zerrin kemerde

Her gördüğün yerde gel bakma kıya can sana feda

 

Sevdim sen dil-beri hûblar serveri

Gördüm şeklin peri oldum müşteri

Çeksen de hançeri kessen bu seri

Gayri şimden geri sen şah ben Gedû kul oldum sana     

                                                                              AŞIK GEDA

 

 

Zincirleme Koşma:

 Her dörtlüğün son mısrasındaki kafiyeli kelimenin diğer  dörtlüğün başında tekrarlanmasına denir.


O ki yaratıldık turab-ı Tûr'dan

Perverdigâr Hak Subhan'ı biliriz

Turabın aslını yarattın nurdan

Nurdan evvel bir mekânı biliriz

 

Mekanda var iken nice bin şeher

Anı ziynet kıldı murg-u meher

Günde yetmiş kere eyledi teher

Ekl ettiği rızk u nânı biliriz

 

Rısk-u nâne visâl eyledi Hûdan

Yoktan var edildi o zaman Âdem

Cinandan cihana bassan da kadem

Anı nisbet dü cihanı biliriz

 

Du cihanda yer gök çarh u felekler

Hesaba muntazır suda semekler

Arş-ı Alâ Mühteha'da melekler

Ne zikirde kelâm kânı biliriz

 

Kelâm kânı zikir ederler gayet

Yalan değil günü bugün bir hayat

Altı bin altı yüz altmış âyât

Emr-i haktan biz Furkan'ı biliriz

 

Furkan'da nice âyet yerince

Nice sinek nice murg u karınca

Mağrip meşrik kûh-ı Kaf'a varınca

Hükmeyleyen Süleyman biliriz

 

Zülâlî şevketten ummaz hiç bac'ı

İzhar eder günahkara ilacı

Başına örterler mürüvvet tacı

Fahr-î âlem şah sultanı biliriz       

                                                                        Zülalî


Zincirbent Koşma:

 Ziyadeler, zincirleme koşmalara eklenirse buna zincirbent  koşma adı verilir.

 

Koşma-Şarkı:

 Koşmaların hane sonlarındaki mısraların tekrarlanmasıyla elde  edilen özel bir şeklidir.

İki dilber gördüm güller içinde

İkisi de nazlı cana uygundur.

İsmini gizlerim diller içinde

Biri nazlı ceylan biri toygundur.

 

Kaçan bir naz ile eylese reftar

Kemendi zülfünü eyleyip etvar

Şehr-i melahatte o şiirn güftar

Biri nazlı ceylan biri toygundur.

 

…….

 

Gevheri nedendir kadı tûbalar

Eyleme aşıka hoş hoş abalar

Eynime giydirdi gitti abalar

Biri nazlı ceylan biri toygundur.    

                                                                       GEVHERİ

 

Koşma Şarkı-Bozlak-Karacaoğlan Çağırmak

 

Vara vara vardım ol kara taşa, 

Hasret ettin beni kavim kardaşa,

Sebep ne gözden akan kanlı yaşa, 

Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm

 

 

Nice sultanları tahttan indirdi

Nicesinin gül benzini soldurdu

Nicelerin gelmez yola gönderdi

Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm

 

 

Karacoğlan der ki kondum göçülmez

Acıdır ecel şerbeti içilmez

Üç derdim var birbirinden seçilmez

Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm

 

                                                                Karacaoğlan

 

*****

 

MÜRÂCAA KOŞMA

Dedim, dedi şeklindeki söylenen ve yazılan koşmalara denir Bu şekil divan şirinde de bulunmaktadır.



Uykudan uyanmış şahin bakışlım

Dedim sarhoş musun söyledi yok yok

Ak ellerin elvan elvan kınalım

Dedim bayram mıdır söyledi yok yok

 

Dedim ne gülersin dedi nazımdır

Dedim kaşın mıdır dedi gözümdür

Dedim ay mı doğdu dedi yüzümdür

Dedim ver öpeyim söyledi yok yok

 

Dedim aydınlık var dedi aynımda

Dedim günahım çok dedi boynumda

Dedim meh-tab nedir dedi koynumda

Dedim ki göreyim söyledi yok yok

 

Dedim vatanın mı dedi ilimdir

Dedim bülbül müdür dedi dilimdir

Dedim Nesimi Şah dedi kulumdur

Dedim satar mısın söyledi yok yok     

                                                                   Kul Nesimi


TECNİS KOŞMA

Bu tarz koşmaların bütün kafiyeleri cinaslı olur.


Derd-i dilim arttı yârimin derdim

Seksende doksanda yüzde seyr eyle

Gonca güllerini yârimin derdim

Gerdanda dudakta yüzde seyr eyle

 

Sel gelince yıkılırmış yar dedim

Al hançeri vur sineye yâr dedim

Yeter cevr ü cefa etme yâr dedim

Cism ü bedenimi yüz de seyr eyle

 

Çeşmîyâ bin gazel yazdım dîvâne

El bağladım yâre durdum dîvâne

Dedi var yıkıl git behey dîvâne

Aşkın deryasında yüz de seyr eyle    (Çeşmi)

 

 

KONULARINA GÖRE KOŞMALAR


a) Güzelleme (insana ve doğaya ait güzellikleri konu edinir.)


Nasıl vasfedeyim güzelim seni

Rumeli Bosna’yı değer gözlerin

Dünyaya gelmemiş eşin akranın

İzmir’i Konya’yı değer gözlerin

 

Kimsede görmedim sendeki nazı

Tunus Tırablus Mısır Hicaz’ı

Kars’ı Kağızman’ı Acem Şiraz’ı

Girid’i Yanya’yı değer gözlerin

 

b) Koçaklama  (Âşık şiirinde koşmanın kahramanlık, yiğitlik ve savaş konularında söylenen türüdür.) 


Benden selam olsun Bolu Bey 'ine

Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır

Ok gıcırtısından kalkan sesinden

Dağlar seda verip seslenmelidir.

 

Düşman geldi tabur tabur dizildi

Alnımıza kara yazı yazıldı

Tüfek icad oldu mertlik bozuldu

Eğri kılıç kında paslanmalıdır.

 

Köroğlu düşer mi yine şanından

Ayırır çoğunu er meydanından

Kır at köpüğünden düşman kanından

Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır

                                                                                    Köroğlu                                                         


c) Taşlama  (Toplumsal aksaklıkların dile getirildiği ve eleştirildiği şiirlerdir) 


Adalet kalmadı hep zulüm doldu

Geçti şu baharın gülleri soldu

Dünyanın gidişi acayip oldu

Koyun belli değil, kurt belli değil

 

Başım ayık değil kederden yastan

Ah ettikçe duman çıkıyor baştan

Haraba yüz tuttu bezm-i gülistan

Yayla belli değil, yurt belli değil

 

Çark bozulmuş dünya ıslah olmuyor

Ehl-i fukaranın yüzü gülmüyor

Âşık Ruhsati dediğini bilmiyor

Yazı belli değil, hat belli değil

                                                       Ruhsati


d) Ağıt  (Âşık şiirinde ölüm konulu koşmalar)  

 

 

Can evimden vurdu felek neyleyim

Ben ağlarım çelik teller iniler

Ben almadım toprak aldı koynuna

Yârim diyen bülbül diller iniler

 

Gider oldum Avşar ili yoluna

Bakmam gayrı bu diyarın gülüne

Karalan taksın çapar koluna

Yağız atlı nice kollar iniler

 

Varayım da mezarına varayım

Yürü bre Dadaloğlu’m yürü git

Baş ucunda el kavşurup durayım

Dertli dertli Çukurova yolunu tut

                                                 Dadaloğlu

 

 

 

Vardım ki yurdundan ayak çekilmiş

Yavru gitmiş ıssız kalmış otağı

Camlar şikest olmuş meyler dökülmüş

Sakiler meclisten çekmiş ayağı

 

Kangı dağda bulsam ben o maralı

Kangı yerde görsem çeşmi gazali

Avcılardan kaçmış ceylân misâli

Geçmiş dağdan dağa yoktur durağı

 

Lâleyi sümbülü gülü hâr almış

Zevk ü şevk ehlini âh u zâr almış

Süleyman tahtını sanki mâr almış

Gama tebdil olmuş üfletin çağı

 

Zihni dert elinden her zaman ağlar

Vardım ki bağ alar bağıban ağlar

Sümbüller perişan güller kan ağlar

Şeyda bülbül terk edeli bu bağı

                                                           Bayburtlu Zihni


DESTAN

Bir nazım türü olan “Destan” dan farklı olarak Aşık şiirinde nazım birimi, kafiye örgüsü ve ölçüsü koşmadan farklı olmayan fakat koşmadan hacmiyle  ayrılan nazım şeklidir.


Varsağı

("Koşma nazım şeklinde olan, özel ezgilerle söylenen varsağılar  adını Anadolu’nun güneyinde yaşayan Varsaklardan almıştır. Tarihte Çukurova ve Kahramanmaraş civarında yaşayan bu Türk boyuna has ezgili şiirlere “Varsaklara ait”, “Varsak tarzı” anlamlarına gelen “varsağı” adı verilmiştir. Varsağılarda yiğitçe ve sert bir eda vardır. Göçer halde yaşayan Varsakların yaşam tarzına da uygun bir şekilde bu türünezgilerinde hamasi bir yapı ve dirençli bir söyleyiş tarzı hâkimdir. Bu bakımdan bir şiirin varsağı olup olmadığına ancak ezgisinden hareketle karar verilebilir." )




Anonim Halk Şiiri Ve Dinî-Tasavvufî Halk Şiirinde Mani

 






Anonim halk şiirinin ve Dinî-Tasavvufî Halk Şiirinin nazım şekilleri arasında yer alır. Âşık Şiirinde de Çok yaygın olmamakla beraber bazı âşıklar, genellikle koşma nazım şekline ekleyerek, yani yedekli koşmalar elde ederek mani söylemişlerdir. Koşma dörtlüklerinin arasına eklenen maniler, büyük oranda cinaslı manilerdir. Anadolu sahasında  Çıldırlı Âşık Şenlik, Posoflu Zülalî, Bayburtlu Hicranî, Yozgatlı Hüznî, Feymanî ve Sümmanî de mani nazım şekli ile şiirler söylemişlerdir.

“Bir salatın meni teklif eyledi,

Doldurdu badeyi, oğlan bir bir çek.

Men âşıkam bir bir çek,

Bir bir doldur, bir bir çek,

Yığ güzeller kervanın,

Gel garşımdan bir bir çek.

Dedim, ay gız gam dağları var mende,

Dedi, getir sinem üste bir bir çek.”

                                                                                     Çıldırlı Aşık Şenlik

                                                                                          (Aslan 1975: 220).

 

“Sümmani: Zülalî  atışması

Bir bağdan bağa uçtum Güzelim eşinde

Bir daldan bir dala geçtim Öleydim beşiğinde

Çirkinden bal yemedim Tüyden yapsalar yatmam

Güzelden ağı içtim Çirkinin döşeğinde” (Kaya 2004: 103).

 

Azerbaycan âşıklık geleneğinde mahlaslı maniler (bayatılar) , Anadolu sahasında fazla yaygın olmayan mahlaslı manilerin büyük bir kısmı yine cinaslıdır. Azerbaycan sahasında Sarı Âşık’ın çok

sayıda manisi (bayatısı) vardır. (Hekimov 1999: 10-65).

 

 

Azerbaycan’da değişik renkli elmalar vardır. Ak alma,kızıl alma, can alması …

 

Bağda can alması var

Yar gonag alması var

Ne çatılıb gaşların

Yohsa can alması var

( can elması ve gonak- misafir elmasından bahsedilmektedir. )

 

Şirvan’ın ağ alması

Yemeye bağ alması

Galıbdır bir Allah’a

Yaramın sağalması

(Manide  “ak elma”dan söz edilmektedir. Şirvan şehrinde yetiştiği de belirtilmektedir.)

 

Men aşık gızıl alma

Yollara düzül alma,

Bilsem ki yar gönderib

Sahlaram yüz il alma

                                                   (Kızıl elma motifi)

 

Ezizim alma gara,

Geymeye alma gara

Helbeti bir yar sevdim

Saldılar galmagala

                                          (kara elma motifi)

 

 

Almanın adı nedi,

Dünyanın odu nedi,

Ele gardaş deyirsiz

Bilmirem dadı nedi

Alma bıçaklanır mı

İplik saçaklanır mı  


24 Ocak 2021 Pazar

MÜZİK VE EDEBİYAT

 

Sanatın kendi içinde yapısal bir bağlantı ağı olduğunu düşünecek olursak fonetik sanatlardan müzik ve edebiyatın seslere dayanan bir iletişim sisteminde gelişip gerçekleştiklerini söyleyebiliriz.

Sanat dalları ilişkilerinde; resim-müzik, edebiyat-tarih, sinema-resim, tiyatro-müzik, şiir-fotoğraf… benzeri bağlantılardan anlaşılacağı üzere, edebiyat ve müziğin her alanla bağlantılı olduğunu, seslerin ve sessizliğin üzerine kurulmuş olan iki sanatın soyut ve somut olarak tanımlanma sürecinin benzerliğini fark ederiz.

Gerçek bir dil olan edebiyatla bir araya gelerek, birleşerek yenilikler yaratabilen müzikteki anlamlandırma ve dışa vurum  semantik bir güce dönüşür. Müzik-edebiyat birlikteliğinden ortaya çıkan semantik güç yaşamsal akışın itkisi olur. Geride kalan yüz yıllar boyunca , bütün uygarlıklarda  müzik ve edebiyatta açığa çıkan olağan üstü yetenek, kazanılan deneyim, bilgi birikimi ,üretilende kalıcılık, üretilenin yoğunluğu...açısından düşünüldüğünde fenomen kabul edilirler. Edebiyat sanatı, söz yapısının (ses) yanı sıra ritim öğesiyle de müziğe yaklaşım geliştirir.

Edebiyat da müzik gibi önem ve değer açısından diğer sanat dallarını aşar çünkü müziğin ve edebiyatın yapısal özelliği, metafizik bir karakter taşır. Başlangıcı geçmiş zamanın derinliklerinde kaybolmuş kadim bilgilerin kodları ile işlemlenirler.

Turgay TANÜLKÜ & SIRADIŞI ÖYKÜSÜ

 




Ünlü oyuncu Turgay Tanülkü'nün hayatı film gibi. 62 yaşındaki oyuncu, 18 yaşında girdiği cezaevinden 26 yaşında başka biri olarak çıkmış. Özgürlüğe ilk adımı atarken "Ben geri döneceğim buraya!" diye bir söz vermiş kendine. Tanülkü, ömrünü cezaevlerinde mahkumları tiyatroyla buluşturmaya adamış bir oyuncu... Çoğu insanın Kurtlar Vadisi, son olarak da Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz dizisinde Şahinağa olarak tanıdığı Tanülkü'nün hikayesi dizi olacak kadar çarpıcı... 1981'den beri girip çıkmadığı cezaevi kalmadı. Üstelik o sadece mahkumların değil, onların çocuklarının da hayatlarına umut olmuş. 14'ünü cezaevinden aldığı 23 evladı var. Ve o evlatlardan çoğu üniversiteyi onun sayesinde bitirip hayata atıldı. Hatta içlerinden biri, hukuk okuyup savcı oldu!
Cezaevine girişinizle başlıyor hikayeniz. En başından anlatır mısınız?
- 1970 döneminde Ulucanlar Cezaevi'nde siyasi nedenlerle hapis yattım, 18 yaşımdaydım. Ve uzun dönem işkence gördüm, çocuğum olamayacak kadar ağır işkence gördüm. Bizim hayatımız hep bir dram. Çok mutlu olan bir kesimden değilim.
-Cezaevine girdiğinizde okuyor muydunuz?
- Ankara'da liseyi bitirmiştim, hukuk fakültesini kazanmıştım. Aynı zamanda da konservatuar sınavlarını da kazanmıştım. Tutuklandıktan sonra Ulucanlar Cezaevine gönderildim. Kendimi ve koğuştaki ağabeylerimi eğlendirebilmek için fıkraları oynuyordum koğuşun ortasında... Tiyatroyu küçük küçük koğuşa sokmuştum. Epey zaman böyle devam etti.
Annemler beni Almanya'da biliyordu. Çünkü o zamanlar radyoda arananların listesi okunurdu, yakalandıktan sonra listeden ismin çıkardı. Ben yakalandığım için listede ismim yoktu. Onlara Almanya'da olduğumu söylemişlerdi. Haliyle benim hiç ziyaretçim gelmiyordu.
-Çocukları kurtarmam gerekiyordu. Onlar için bir şeyler yapmam gerekiyordu. Yıllar sonra suçumun olmadığı anlaşıldı. 26 yaşımda çıktım cezaevinden. Tam sekiz güzel yılım gitmişti... -Ama çıktığım gün kendime bir söz verdim; cezaevine tekrar gideceğim! 1981 yılında mahkumlarla gönüllü olarak tiyatro yapmaya başladım. Gönüllü olunca idarenin de işine geliyordu. Ders yapıyordum orada. Her gün gidiyordum cezaevine. Mahkumlardan bir grup oluşturdum, ilk oyunumuzu o zaman sahneye koyduk.
-Ben bitirdim konservatuvarı. Cezaevindeyken okula gidip gelebiliyordum gardiyan eşliğinde. Konservatuvarla cezaevi arasında iki cadde vardı zaten. Gardiyan okula kadar getirip bırakıyordu beni, akşamüzeri de alıyordu. Okuldakiler zaman zaman şüpheleniyordu durumumdan çünkü bilmiyorlardı cezaevinde olduğumu...
- Mahkumlar oyun oynar, gala yapardım, onların aileleri izlemeye gelirdi. Çocuklar gelirdi babasını, annesini seyretmeye. Oyun biter, misafirler gider, o koca koca adamlar sahneden iner, ailesinin oturduğu koltukları koklardı (ağlıyor). Tiyatro bir insan kokusudur. Çocuğum olmadığını ve olmayacağını biliyorlardı. Eşim sağ olsun kader deyip kabullenmişti. 27 yıldır evliyim... Bu galalar ve oyunlar sayesinde mahkumların çocuklarıyla tanışmaya başladım.
-Çocukların mutluluklarını gördüğümde küçük küçük para vermekten ötesini yapmak istedim. Ailelerle konuşmaya başladım "Okutabilecek misiniz?" diye... Durumlarını anlatıyorlardı... Önce kendi evlerinde okutmaya başladım. Erzaklarını alıyordum, kiralarını ödüyordum. Tüm bunların altından kalkabilmek için tiyatro dışında iş yapmam gerekiyordu...
NAYON TORBA SATTIM, ÇAY OCAĞI AÇTIM
- Naylon torba sattım... Ankara OSTİM'de bir çay ocağı açtım. Oradan gelenlerle çocuklara destek olmaya çalıştım. O zamanlar TRT'de Ferhunde Hanımlar dizisinde oynuyordum. O da bir yere kadar yetiyordu. Ama o para epey güçlendirmişti beni. Eşimle konuştum ve çocukları almaya karar verdik. Anne baba çaresiz kalınca çocuklar sokağa ve suça yöneliyor.
45 YAŞINDA OĞLUM VAR
- İlk aldığınız çocuk şimdi kaç yaşında?
- 45 yaşında oğlum var şimdi. Ali ama soyadını vermek istemiyorum çünkü bir yerde yönetici... Ali'yi okutuyordum ama evinde kalıyordu. Benim de aklım ondaydı çünkü Ali'nin babası cezaevindeydi. Ama şöyle bir durum var, babalar içerde olunca anneler çalışmıyorsa, çocuklar ne yapacak? Ya babasının suçuna iştirak ediyor ya da başka yollara... Mesela uyuşturucudan baba içeri girmiş, karşısındaki avukat öyle bir para istiyor ki; kadın kocasını kurtarabilmek için o işi yapmak zorunda kalıyor. Bir zincirin halkası bu iş.
- Haklısınız. Siz nasıl devam ettiniz yardıma?
- Kız çocuklarını aldıktan sonra işin rengi değişti. Hepsiyle gurur duyuyorum ama bir kızım var; Merve Sultan Elgün şimdi savcı oldu. İki çocuğum, sahneye koyduğum oyunda rol alıyor. Birisi sinema biri de tiyatro mezunu. Ama cezaevinde parmaklıkların öbür tarafındaki çocukların, babalarına dokunamama isyanı... Babanın bunu görüp bacağına çimdik atıp, dik durup ağlamamaya çalışması... Sonra koğuşta isyan edip kafalarını duvarla vurmaları... Çok büyük dram vardır cezaevinde... Bunlar beni çok etkiledi.
KARIMA ANNELER GÜNÜNDE 23 DEMET ÇİÇEK GELİYOR
- Çocukları okutmaya başladığınızda ailelerinden alıyorsunuz. Nerede barınıyor bu çocuklar?
- Beş tane evimiz var. Buca'da, iki tane İstanbul'da, iki tane Ankara'da...
- Nasıl altından kalkıyorsunuz bu giderin?
- Çalışıyorum. Raci Şaşmaz da sağolsun. Bana dersen ki "Evin var mı?" Yok. Arabam var bir tane.
- Çok takdir edilecek birisiniz...
- Şükür. Şu anda 23 çocuğum var. 11'i üniversitede okuyor, ufaklarım var, ortaokul lise çağında... Uşak Eşme'de Düz köyünde daha ufaklar var, onlar da çoban çocuklarıyla birlikte toprağı bilerek büyüyor. Ben ilkokulda köy enstitüsü öğretmenlerinden ders aldım. Onlar bana ne gösterdiyse çocuklarıma onu gösteriyorum. Bu nedenle çocuklarımın hepsi tarlayı, ağacı, toprağı bilir. Onlara bir dilim ekmek ver, bağa bırak ne yiyeceklerini bulur.
- Evlerde kim duruyor bu çocukların başında?
- Küçüklerin başında bir dostumun eşi duruyor. Onun da çocukları ve torunları var. Büyükler kendilerine emanet. Zaten büyükler artık küçüklere sahip çıkıyor, yardımcı oluyor. Zincirleme devam ediyor bu durum. Üstelik her tür düşüncelerinde özgürler. Ben Galatasaray'ı tutuyorum diye onlar o takımı tutmak zorunda değil yani. Kızlarımdan biri kapanmak istedi ve kapandı. Hiçbir ayrımcılığımız yok. Felsefi olarak ayrı ayrı tabaklarda yemek yedirerek büyütmedi onları. Tek tas, herkesin ağız tadı ortak. Biz öyle büyüdük. O zaman ayrımcılıklar kalkıyor ortadan. Benim Facebook'um, benim sigaram yok bizde. Ortak bir hesabımız var, oraya benim çalıştığım param, çalışmaya başlayan çocuklarımın katkıları ve dışarıdan çok güvendiğimiz isimlerin katkıları yatar... İhtiyacı olan alır...
- Aileleri bu duruma nasıl yaklaşıyor?
- Ailelerin bazıları çocuklar mesleklerini eline alınca aramaya başladı. Bu çok acı. Özellikle kız çocuklarının ailelerinin "Ne yapıyorsun?" diye sorması lazımdı. Soranlar var da, çok az. İşe girince aramak olmaz, vicdan yapmak olmaz. Erkekler daha bireysel... Sokaktan aldığım çocuklar da oldu, tinere bağımlı olanlar... Onlar çok kavgacı ve sert oluyor. Çocuklarımdan biri devamlı karakolluk oluyor. Beyoğlu'nun arka sokaklarında yaşadım bir süre... O zamanlar almıştım onları. Karım da kendini bu işe adadı. Anneler gününde 23 tane çiçeği geliyor (gülüyor). Bu çocukların hiçbir beklentisi yok.
- Baba mı der hepsi size?
- Evet baba... Ağır bir laf! (gözleri doluyor).
BABASI CEZAEVİNDEN ÇIKTI, KIZI SAVCI OLDU





- Gurur kaynağım dediğiniz Savcı Merve Sultan Elgün'den söz edelim isterim biraz da... Nasıl bir hikayesi var onun?
- Babası Buca Cezaevi'nde kalan mahkum oyuncularımdandı. Gala yaptık, aileler de gelmişti. Merve Sultan Elgün de kardeşi ve annesiyle oradaydı. Maltaya yani cezaevinin büyük koridoruna girdim. Yürürken iki kız çocuğu geldi elimden tuttu, biri "Turgay Baba dedikleri sen misin?" diye lafa girdi. "Biz okumak istiyoruz" dediler. "Tamam, sen kimin kızısın?" dedim, "Yogi'nin" dedi. Yogi'nin kalbi çok güzeldir. Şiir yazar, oyunculuğu vardır... "Ne olacaksın kız?" dedim. "Savcı" dedi!
- Neden savcı?
- İçeri girerlerken üst araması sırasında o dönemin cezaevi savcısı saçlarını okşamış onların. Hoşlarına gitmiş... O gün karar vermişti ve bunu dediğinde daha 12 yaşındaydı. Babasından izin aldık, Sultan'ı ve kardeşi Sare'yi aldım. "Hiçbir şeyine karışmayacaksınız" dedim... Sare de yüksek hemşirelik kazandı. Çok çalıştılar ama... Pikniğe giderdik kucaklarında test çözerlerdi. Hırs... Tutunmak zorundalar... Ve hukuk fakültesini kazandı. Okulu bitirip savcılık sınavlarına hazırlanmaya başlayınca ben neredeyse bunalıma girdim...
- Neden?
- Çünkü benim çocuklarım geçmişlerinden dolayı hayata bir sıfır yenik başlıyor. Kimileri yönetici oluyor, kimi başka pozisyonlarda görev alıyor. Çocukların geçmişleri bilindiğinde farklı davranmaya başlanıyor. Sultan sınavlara hazırlanırken, saçları ağardı, sarılık geçirdi. Çok sıkıntılar yaşadı. O sırada hep aklımdan şu geçiyordu; "Benden kaynaklı sıkıntı yaşar mı, babasından dolayı sıkıntı yaşar mı? Savcı olacak ama her şeyini araştırıyorlar. Kendi kendimi yiyordum. Ona da belli edemiyorum. Sınav bitti, başmüsteşar Kenan İpek "Seninle gurur duyuyoruz" dedi kızıma. O gün bütün dünya benim oldu. Bu çocuklar sıfırdan gelme...
- Babası şimdi ne düşünüyor?
- Cezaevinden çıktı tabii. Ve gurur duyuyor ama onun bir sözü ağırıma gider hep. Kızına dedi ki; "Ben sadece seni doğurttum kızım ama Turgay Baban sahip çıktı." Tüm çocuklarım ailelerine gitsin istiyorum.

Nesimi ATİLA


 

MUŞ - Muş'un Varto ilçesinde yaz tatillerinde çobanlık yapan Nesimi Atila, koyun otlatırken keman, tambur ve ney çalıyor, çoban arkadaşlarına mini konser veriyor.


"Mozart ve Beethoven gibi ünlü müzik dehalarından ilham alıyorum. Aslında en iyi piyano çalıyorum ama piyanom yok. Benim en büyük hayalim konservatuvara gitmek. En çok sevdiğim ve ilham aldığım müzisyenlerden biri Mozart. Sevdiğim parçaları Turkish March ve senfonileri. Ayrıca Beethoven ve Robert Schumann'ı çok seviyorum fakat piyanom olmadığı için çalma imkanım olmuyor. Ev işleri ve çobanlıktan arta kalan zamanlarımda ise ders çalışıyorum."


Çobanlık Kültürü

 


Dağların Efendileri-Doğu Karadeniz Hayvancılık ve Çobanlık Kültürü Kitap Açıklaması

Türk halkları binlerce yıllık bir periyotta yurt edindikleri bütün coğrafyalarda hayvancılık başta olmak üzere geliştirdikleri ekonomik modellerle güçlü bir medenî sistem kurmanın yanı sıra çeşitli biçimlerde iletişim kurdukları bütün kavimlere sirayet eden zengin bir kültürel kimlik inşa etmişlerdir. Bu kültürel ve medenî sistem içinde sanat üslubu, inanç paradigmaları, yerleşim ve mimarî tercihleri, geleneksel dünya görüşü, gündelik hayat tercihlerti gibi pek çok alanda çobanlık kültürünün açık izleri ile karşılaşmak mümkündür.

 

 

 

 



23 Ocak 2021 Cumartesi

Büşra ÖĞÜT


Burdur'un Ağlasun ilçesinde 1100 rakımlı Akdağ Yaylası'nda ailesiyle birlikte yaşayan ve 'çoban ressam' olarak tanınan Büşra Öğüt (22), "Doğadaki sanatı gördükçe ona hayran olup, üstüne bir şeyler katmak istiyorsunuz" dedi.




İlkokul yıllarından bu yana bulduğu her yere resim yapan Büşra Öğüt, liseyi açıktan bitirdikten sonra Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Tasarım Bölümü'nü kazandı.




Bu yıl dördüncü sınıfa geçen Öğüt, üniversite eğitiminin kendisine hem duygusal hem de teknik açısından çok fazla şey kattığını söyledi.



 

Ahmet DURGUT




O'nun yaşamı bir bilgelik hikayesidir.

Şiir... bir vatan'dır, şair onun gönül vatandaşı. Her isteyen şair olamaz! ŞAİR, az kimsenin nasibine düşen bir altıncı duygu hisleri ülkesinde yaşayan Kerem-i kimsedir. Şair; Duygularında ki hassaslığı, inceliği, güzelliği, kendine has üslubunla dile getiren, benimseten, sevdiren bir BİLGE'dir. Gizemlikler ülkesinde... gönlünce...özgürce...yaşayan bir edebiyat pervanesidir. Şair, ilham alandan çok ilham veren olmalıdır. Şair, her günkü yaşamın, en güzel ve en zavallı hallerinde bile şiire varabilir, şiiri yaratabilir. Bir bakıma da tutku, beklenti ve düşüncelerin de temsilcisidir. Şairlerin çoğu yalnızlığı sever. Kendisi ile başbaşa kaldığı ortam...duygularının ARENA meydanı dır! O meydanda, kelimelerle bir eser yaratmanın cengini yapar. Emirleri de kendisi verir, savaşçılığını da kendisi yapar. Kendisine ait olan 'hak' döngüsünde, kelimelerle yaptığı mücadelenin sonunda mısraları ve şiiri yaratır. İşte o can verme edimi burada başlar. Şiir bir can verme işidir... DİRİM ve ÖLÜM bağlamında! Sayın Ahmet Oktay da bu konuda birleşmiştir. ' şiir yazmak bir can verme edimidir! İki anlam var burada... dirim ve ölüm bağlamında... budur şiir yazmak...şiir bir can verme işidir! ...' diyerek. Kaliteli, HAS şiirin sesi, her zaman bilgeliğin sesidir. Her ne kadar, kurallar, ustalıklar bir ölçüde ayrılsalar da...şiirin yükseği, harikuladesi, aklın kurallarını aşar! Büyük şair... o zirvede muhakememizi tatmin eden değil; Bizleri allak bullak edendir! İşte yüzyıllarca yaşayan şİir ve şairler o zirveden inmeyen bilgelerdir. Şair, gerçeği icat etme yalancılığında... her zaman dağların zirvesine çıkmayı düşünebilmelidir. Unutulmamalıdır ki...bütün dağlar... aşılmak için vardır! Şair şiir yazarken; düşüncelerinde oluşan mısralardaki bir kelime için... kelimeler feda etmesini bilmeli ve becerebilmelidir. Bir şairin beceri kişiliği, herkesten başka olmasında değil...herkesle beraber yaşayabilmesinde gizlidir. Bence şair, düşüncelerinde (hayâllerinde) ki görüntü ekranını mükemmel okuyabilen ve o deyişleri şiirde bütünleştiren bilge bir yönetmen ve tablonun mimarı ozandır. Şair her ne kadar şiirlerini ille başkaları beğensinler diye yazmasa da; çoğunluğa hitap eden evrensellik mozaikleri ile süslenmiş şiirler... onu akıllarda ve gönüllerde kalıcı yapar. Ölümsüzlük denilen yaşam buna benzese gerek. Şiir bir sanattır! Bu cümle bana Aziz Nesin'i hatırlatır. Şöyle demişti...'Bende şiiri çok seviyorum, yazmak istiyorum... ama yazıyorum... yazıyorum... bir de bakıyorum ki; sonunda hep nesir yazıya dönüşüyor şiirler. Bu demek; şiir apayrı bir iş! '... Maalesef galiba bizde bazen öyle yapıyoruz sanırım. Bu ülkeye şiiri tekrar sevdirmek ve okutturmak istiyorsak o gereken ihtimamı göstermemiz gerekir. Haydi dostlar...seferber olalım o yüce dağları aşmak için! ŞİİR benim özgürlük ülkemdir! Sevgi ve saygılarımla.


                                                                                                               Ahmet DURGUT

 

 

 

Ebediyet Bargâhı

 

Mânâdan aşka

"Sen" görünüp

Ayrı kelâmda eser,

Her virgüle

Vaat...

Doluşmak...

Rüyâsıdır cümleler.

 

Ha milât'tan önce ha milât'tan sonra şehir

Yaşıyoruz neferi sürülmüş yeksan zümre.

Var ettiğin tarz; Akıllarda kalmak akşamı...

Yâr ettiğin arz; Fikirlerde yanmak sabahı...

 

"Dün" harflerinin yerleri değiştirilecek

Yine tüm virgüller "O" noktaya yönelecek...

"Sen" olan aşkın "Ben" âşıkları belirecek

Yeni "gün" eserleri hayata yön verecek.

 

O yolda Mecnun'u sorsan kimlik tanımazlar

Mazide dert çekmemiş Leylâ'sız hafızalar...

Ha sanrı'dan önce ha sanrı'dan sonra şiir

Taşıyoruz defteri dürülmüş yekta cümle.

 

Ete kemiğe

"Ben" bürünüp

Aynı âlemde nefer,

O noktaya

Naat...

Ulaşmak...

Dünyasıdır zümreler.

 

Ahmet DURGUT

Kayıt Tarihi : 8.1.2021 17:03:00


Duvara halı asmak Kafkasya'da ve Türkistan'da ortak bir kültürdür.









 

TARİHTE BİLİNEN İLK HALK ŞAİRLERİ


 




Halk şiirinin, Türklerin tarih sahnesine çıktığı günden beri halk şiirinin varlığı bilinmektedir. Yazılı ilk örnekler, Uygur dönemine( Uygurların yazıyı kullanan bir Türk kavmi ) aittir. Sözlü gelenekte icra edilen ilk şiirler, sözlü aktarım metotları ile işlerlik kazandığı  için  günümüze yazılı olarak ulaşmamıştır. Bu durum, halk şiirinin 9. veya 10. yüzyıllarda oluşmaya başladığı anlamına gelmez.

Uygur ve Karahan’lı dönemlerine ait yazılı kaynaklarda yer alan bilgiler ve terimler, Türk halk şiirinin önceki dönemlerdeki durumuyla ilgili çıkarımlar yapmamıza aracılık etmektedir.

Halk şiirinin adları belli ilk şairlerinden bazıları:

*Aprınçur Tigin

*Kül Tarkan

*Ki-ki

*Pratyaya-Şiri

*Asıg Tutung

*Çısuya Tutung

*Kalım Keyşi

*Çuçu





“Alp Er Tonga öldi-mü

İsiz ajun kaldı-mu

Ödlek öçin aldı-mu

Amdi yürek yırtılur

Ödlek yarag küzetti

Ogrı tuzak uzattı

Begler begin azıttı

Kaçsa kalı tutulur

Begler atın argurup

Kadgu anı torgurup

Mengzi yüzi sargarıp

Kürküm angar türtülür” (Tekin 1989: 8)

 

Türkiye Türkçesi:

“Alp Er Tonga öldü mü?

Kötü dünya kaldı mı?

Felek (böylece) öcünü aldı mı?

Şimdi yürek(ler onun ölümünün acısı ile) paralanıyor.

Felek (onun canını almak için) fırsat gözetti

(ve) gizli (bir) tuzak kurdu.

(Felek) beyler beyini (böylece) yanılttı (ve tuzağa düşürdü).

Kaçsa (bile bu tuzaktan) nasıl kurtulur(du)?

Beyler atlarını yordular;

Kaygı (ve keder) onları zayıflattı.

Bet ve benizleri (öyle) sarardı (ki)

(yüzlerine) safran sürülmüş (sanırsınız).” (Tekin 1989: 9).

 

 



“Budraç yeme kudurdı

Alpagutın üdürdi

Süsin yana kadırdı

Kelgeli-met irkeşür

Etiş suwı Yimeki

Sıtgap tutar bileki

Kür-met anıng yüreki

Kelgeli-met irkişür”

 

“(Yabaku boyunun Beyi) Budraç (bizimle savaşmak için öldü) kudurdu;

En iyi savaşan yiğitlerini seçti

Ve askerlerini yine (bize doğru) döndürdü;

(üzerimize) gelmek için toplanıyorlar.

Ertiş suyunun Yemekleri (de)

(savaşmak için) bileklerini sıvadılar.

Onlar yürekli ve pek cesur (yiğitler)dir.

(üzerimize) gelmek için toplanıyorlar.” (Tekin 1989: 32-33).

 




“Bulnar mini öles köz

Kara mengiz kızıl yüz

Andın tamar tükel tuz

Bulnap yana ol kaçar

Awlap meni koymangız

Ayık ayıp koymangız

Akar közüm uş tengiz

Tegre yöre kuş uçar” (Tekin 1989: 78).

(...)

Türkiye Türkçesi:

“(O) baygın göz(ler) beni avlıyor

(ve üzerinde) kara benler (bulunan o) pembe yüz (beni tutsak ediyor).

Bütün güzellik(ler) ondan damlıyor (sanki);

(beni) tutsak ediyor, sonra da kaçıp gidiyor!

Beni avlayıp bırakmayın, (ne olur):

Söz verip sözünüzden caymayın!

Gözlerim(den) deniz gibi (yaşlar) akıyor işte;

(öyle ki akan gözyaşlarımın) çevresinde kuşlar uçuyor!” (Tekin 1989: 79).

 

 

“Kış yay bile tokuştı

Kıngır közin bakıştı

Tutuşkalı yakıştı

Utgalı-mat ugraşur

Kış yaygaru süwleyür

Er at menin tawrayur

İgler yeme sewriyür

Et yin takı bekrişür”

 

 

Türkiye Türkçesi

“Kış ile yaz (birbirlerine düşman olup) savaştılar;

Kızgın gözlerle birbirlerine bakıştılar.

Tutuşup dövüşmek için birbirlerine yaklaştılar;

Birbirlerini yenmek için uğraşıyorlar.

Kış yaz (mevsimine şöyle) fısıldıyor:

İnsanlar ve atlat benimle güçlenir ve sertleşir;

Hastalıklar da (benim zamanımda) azalır.

(İnsanların) vücutları ve etleri de (benim zamanımda) sağlamlaşır.” (Tekin

1989: 104-105).

 

ÖNEMLİ UYARIDIR

 Lütfen dikkat arkadalar Sanata gönül vermiş olan Sanat Olsun web sitemiz yakında yeni yerine taşınacaktır. İnternet adresimiz aynı kalacakt...

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *