25 Ocak 2021 Pazartesi

Aşık Şiirinde Koşma

 





Âşık şiirinde en fazla kullanılan nazım şekli koşmadır.

 

Düz Koşma: “Âdi Koşma” da denilen bu koşma çeşidi, ayrı bir özelliği olmayan

sıradan koşma nazım şeklini karşılamaktadır. Uyak düzeni abab cccb çççd... veya

xaxa bbba ccca

 hece ölçüsünün 8’li veya 11’li şekilleriyle söylenmiş ve 3-5 dörtlük civarında bir hacme sahip koşma türüdür.

 

Yedekli Koşma: 

Doğu Anadolu âşıkları arasında bilinmekle birlikte Azerbaycan âşıklık geleneğinde daha yaygın olan bu koşma çeşidi, iki farklı şekilde söylenir. Bunların ilkinde koşmanın ikinci mısrasından sonra araya bir mani veya mani hece ölçüsüne uygun bir şiir eklenir.

Yedekli beşli koşma da denilen diğer  söylenişte ölçü sekizlidir.

“Her bentte iki  kıta bulunur. İlk kıta beş, ikinci ve yedek sayılan kıta dört dizelidir. Birinci kıtanınilk üç dizesi bir, dördüncü ve beşinci dizeleri ayrı uyaklıdır. İkinci kıtanın dört dizesi kendi aralarında uyaklı olmakla birlikte, bunlardan ikinci ve dördüncü dizeler ayrı  yapıda bir kavuştak (dönderme, nakarat)tır. Bu dörtlük düzeni öteki bentlerin ikinci kıtalarında da değişmez.”

                                                                                                                (Hikmet Dizdaroğlu1969: 77)

 

 

Hâb-ı nazda yatar iken uyandım

Bir bâde verdiler nûş edip kandım

İçtim bâdeyi kandım

Ab-ı hayattır sandım

Ben bir ateşe yandım

Aşkın atına bindim

Yeri göğü dolandım

Bu yerde de avlandım

Seni buldum bir çobana efendim

Kudret kanadımı çalsam el kınar


Musammat Koşma: 

Mısra sonlarındakine ek olarak mısra ortalarında da kafiyeli olan koşmalara denir. Musammat koşmalarda her mısranın birinci ve ikinci kısımları birbiriyle kafiyelidir. Bu yönüyle musammat koşmaların her dörtlüğü, kendi içinde iki dörtlük haline gelir.

Ey cemâli parlak kadi toparlak

Lebleri bal kaymak sükker misin sen

Boynuma lâle tak hele bir yol bak

Bu kadar yalvarmak ister misin sen

 

Lebler kırmızı la'l kaşları hilâl

Gözler âhû misâl bulunmaz emsâl

Bilmem bu ne hayâl bilmem bu ne hâl

Bu ne parlak cemâl ülker misin sen

 

Mir'âtî hem-vâre yanıktır yâre

Yüreğimde yâre oldu bin pâre

Gönül başka yere düşmez ne çâre

Bir başka nigâre benzer misin sen

                                                              Mirati


Ayaklı Koşma:

İlk dörtlüğün ikinci ve dördüncü, diğer dörtlüklerin dördüncü mısrasından sonra “ziyade” adı verilen mısraların eklenmesiyle oluşturulur. Ziyadeler, asıl mısralara göre daha kısadır.

Ey benim cânânım can içre canım

Şûh nev-civânım olma bî-vefa rahm eyle bana

Ben sana kurbanım gel kes gerdanım

Dök yerlere kanım tek ol aşina olma bî-vefa

 

Nar-ı aşkın serde düştüm yek derde

Şeklin perilerde yoktur kişverde

Ellerin hançerde zerrin kemerde

Her gördüğün yerde gel bakma kıya can sana feda

 

Sevdim sen dil-beri hûblar serveri

Gördüm şeklin peri oldum müşteri

Çeksen de hançeri kessen bu seri

Gayri şimden geri sen şah ben Gedû kul oldum sana     

                                                                              AŞIK GEDA

 

 

Zincirleme Koşma:

 Her dörtlüğün son mısrasındaki kafiyeli kelimenin diğer  dörtlüğün başında tekrarlanmasına denir.


O ki yaratıldık turab-ı Tûr'dan

Perverdigâr Hak Subhan'ı biliriz

Turabın aslını yarattın nurdan

Nurdan evvel bir mekânı biliriz

 

Mekanda var iken nice bin şeher

Anı ziynet kıldı murg-u meher

Günde yetmiş kere eyledi teher

Ekl ettiği rızk u nânı biliriz

 

Rısk-u nâne visâl eyledi Hûdan

Yoktan var edildi o zaman Âdem

Cinandan cihana bassan da kadem

Anı nisbet dü cihanı biliriz

 

Du cihanda yer gök çarh u felekler

Hesaba muntazır suda semekler

Arş-ı Alâ Mühteha'da melekler

Ne zikirde kelâm kânı biliriz

 

Kelâm kânı zikir ederler gayet

Yalan değil günü bugün bir hayat

Altı bin altı yüz altmış âyât

Emr-i haktan biz Furkan'ı biliriz

 

Furkan'da nice âyet yerince

Nice sinek nice murg u karınca

Mağrip meşrik kûh-ı Kaf'a varınca

Hükmeyleyen Süleyman biliriz

 

Zülâlî şevketten ummaz hiç bac'ı

İzhar eder günahkara ilacı

Başına örterler mürüvvet tacı

Fahr-î âlem şah sultanı biliriz       

                                                                        Zülalî


Zincirbent Koşma:

 Ziyadeler, zincirleme koşmalara eklenirse buna zincirbent  koşma adı verilir.

 

Koşma-Şarkı:

 Koşmaların hane sonlarındaki mısraların tekrarlanmasıyla elde  edilen özel bir şeklidir.

İki dilber gördüm güller içinde

İkisi de nazlı cana uygundur.

İsmini gizlerim diller içinde

Biri nazlı ceylan biri toygundur.

 

Kaçan bir naz ile eylese reftar

Kemendi zülfünü eyleyip etvar

Şehr-i melahatte o şiirn güftar

Biri nazlı ceylan biri toygundur.

 

…….

 

Gevheri nedendir kadı tûbalar

Eyleme aşıka hoş hoş abalar

Eynime giydirdi gitti abalar

Biri nazlı ceylan biri toygundur.    

                                                                       GEVHERİ

 

Koşma Şarkı-Bozlak-Karacaoğlan Çağırmak

 

Vara vara vardım ol kara taşa, 

Hasret ettin beni kavim kardaşa,

Sebep ne gözden akan kanlı yaşa, 

Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm

 

 

Nice sultanları tahttan indirdi

Nicesinin gül benzini soldurdu

Nicelerin gelmez yola gönderdi

Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm

 

 

Karacoğlan der ki kondum göçülmez

Acıdır ecel şerbeti içilmez

Üç derdim var birbirinden seçilmez

Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm

 

                                                                Karacaoğlan

 

*****

 

MÜRÂCAA KOŞMA

Dedim, dedi şeklindeki söylenen ve yazılan koşmalara denir Bu şekil divan şirinde de bulunmaktadır.



Uykudan uyanmış şahin bakışlım

Dedim sarhoş musun söyledi yok yok

Ak ellerin elvan elvan kınalım

Dedim bayram mıdır söyledi yok yok

 

Dedim ne gülersin dedi nazımdır

Dedim kaşın mıdır dedi gözümdür

Dedim ay mı doğdu dedi yüzümdür

Dedim ver öpeyim söyledi yok yok

 

Dedim aydınlık var dedi aynımda

Dedim günahım çok dedi boynumda

Dedim meh-tab nedir dedi koynumda

Dedim ki göreyim söyledi yok yok

 

Dedim vatanın mı dedi ilimdir

Dedim bülbül müdür dedi dilimdir

Dedim Nesimi Şah dedi kulumdur

Dedim satar mısın söyledi yok yok     

                                                                   Kul Nesimi


TECNİS KOŞMA

Bu tarz koşmaların bütün kafiyeleri cinaslı olur.


Derd-i dilim arttı yârimin derdim

Seksende doksanda yüzde seyr eyle

Gonca güllerini yârimin derdim

Gerdanda dudakta yüzde seyr eyle

 

Sel gelince yıkılırmış yar dedim

Al hançeri vur sineye yâr dedim

Yeter cevr ü cefa etme yâr dedim

Cism ü bedenimi yüz de seyr eyle

 

Çeşmîyâ bin gazel yazdım dîvâne

El bağladım yâre durdum dîvâne

Dedi var yıkıl git behey dîvâne

Aşkın deryasında yüz de seyr eyle    (Çeşmi)

 

 

KONULARINA GÖRE KOŞMALAR


a) Güzelleme (insana ve doğaya ait güzellikleri konu edinir.)


Nasıl vasfedeyim güzelim seni

Rumeli Bosna’yı değer gözlerin

Dünyaya gelmemiş eşin akranın

İzmir’i Konya’yı değer gözlerin

 

Kimsede görmedim sendeki nazı

Tunus Tırablus Mısır Hicaz’ı

Kars’ı Kağızman’ı Acem Şiraz’ı

Girid’i Yanya’yı değer gözlerin

 

b) Koçaklama  (Âşık şiirinde koşmanın kahramanlık, yiğitlik ve savaş konularında söylenen türüdür.) 


Benden selam olsun Bolu Bey 'ine

Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır

Ok gıcırtısından kalkan sesinden

Dağlar seda verip seslenmelidir.

 

Düşman geldi tabur tabur dizildi

Alnımıza kara yazı yazıldı

Tüfek icad oldu mertlik bozuldu

Eğri kılıç kında paslanmalıdır.

 

Köroğlu düşer mi yine şanından

Ayırır çoğunu er meydanından

Kır at köpüğünden düşman kanından

Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır

                                                                                    Köroğlu                                                         


c) Taşlama  (Toplumsal aksaklıkların dile getirildiği ve eleştirildiği şiirlerdir) 


Adalet kalmadı hep zulüm doldu

Geçti şu baharın gülleri soldu

Dünyanın gidişi acayip oldu

Koyun belli değil, kurt belli değil

 

Başım ayık değil kederden yastan

Ah ettikçe duman çıkıyor baştan

Haraba yüz tuttu bezm-i gülistan

Yayla belli değil, yurt belli değil

 

Çark bozulmuş dünya ıslah olmuyor

Ehl-i fukaranın yüzü gülmüyor

Âşık Ruhsati dediğini bilmiyor

Yazı belli değil, hat belli değil

                                                       Ruhsati


d) Ağıt  (Âşık şiirinde ölüm konulu koşmalar)  

 

 

Can evimden vurdu felek neyleyim

Ben ağlarım çelik teller iniler

Ben almadım toprak aldı koynuna

Yârim diyen bülbül diller iniler

 

Gider oldum Avşar ili yoluna

Bakmam gayrı bu diyarın gülüne

Karalan taksın çapar koluna

Yağız atlı nice kollar iniler

 

Varayım da mezarına varayım

Yürü bre Dadaloğlu’m yürü git

Baş ucunda el kavşurup durayım

Dertli dertli Çukurova yolunu tut

                                                 Dadaloğlu

 

 

 

Vardım ki yurdundan ayak çekilmiş

Yavru gitmiş ıssız kalmış otağı

Camlar şikest olmuş meyler dökülmüş

Sakiler meclisten çekmiş ayağı

 

Kangı dağda bulsam ben o maralı

Kangı yerde görsem çeşmi gazali

Avcılardan kaçmış ceylân misâli

Geçmiş dağdan dağa yoktur durağı

 

Lâleyi sümbülü gülü hâr almış

Zevk ü şevk ehlini âh u zâr almış

Süleyman tahtını sanki mâr almış

Gama tebdil olmuş üfletin çağı

 

Zihni dert elinden her zaman ağlar

Vardım ki bağ alar bağıban ağlar

Sümbüller perişan güller kan ağlar

Şeyda bülbül terk edeli bu bağı

                                                           Bayburtlu Zihni


DESTAN

Bir nazım türü olan “Destan” dan farklı olarak Aşık şiirinde nazım birimi, kafiye örgüsü ve ölçüsü koşmadan farklı olmayan fakat koşmadan hacmiyle  ayrılan nazım şeklidir.


Varsağı

("Koşma nazım şeklinde olan, özel ezgilerle söylenen varsağılar  adını Anadolu’nun güneyinde yaşayan Varsaklardan almıştır. Tarihte Çukurova ve Kahramanmaraş civarında yaşayan bu Türk boyuna has ezgili şiirlere “Varsaklara ait”, “Varsak tarzı” anlamlarına gelen “varsağı” adı verilmiştir. Varsağılarda yiğitçe ve sert bir eda vardır. Göçer halde yaşayan Varsakların yaşam tarzına da uygun bir şekilde bu türünezgilerinde hamasi bir yapı ve dirençli bir söyleyiş tarzı hâkimdir. Bu bakımdan bir şiirin varsağı olup olmadığına ancak ezgisinden hareketle karar verilebilir." )




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Hacı Mehmet KARAKAŞ

Hacı Mehmet KARAKAŞ 21.01.1988 yılında Adıyaman’ın Kâhta ilçesinin Yolaltı Askeran köyünde,  kalabalık bir çekirdek ailede, çiftçi bir baban...

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *