25 Ocak 2021 Pazartesi

Dinî İnanç Ve Tasavvufî Düşüncelerle İlgili Şiir Türleri

 



Tevhîd

Dinî-Tasavvufî Halk Şiirinde Allah’ın varlığı ve birliği üzerine yazılmış şiirlerdir.

Bu şiirlerde kaside, gazel ve mesnevi gibi nazım şekilleri ile yazılmıştır.

 Tevhîdlerin muhtevasında ayet ve hadisler yer alır.

Allah’ın varlığı, birliği ve sıfatları, tasavvufi olarak ise kenz-i mahfî ve vahdet-i vücut konuları işlenir. İnsanın Allah’ı algılayış şekli, tevhîd makamları, vahdet-kesret ilişkisi ve yaradılış gibi konulara yer verilir.

İlâhî

Dinî-Tasavvufî Halk Şiirinde dinî, ahlaki ve ilahi fikirleri içeren manzumelere

İlâhîler, genellikle Allah’ın birliğini, ihtişam ve kudretini telkin eden şiirlerdir.

Hem hece hem de aruz vezni ile yazılan ilahiler

Âyin: Mevlevî tekkelerinde

Tapuğ: Gülşenî tekkelerinde

Durak: Halvetî tekkelerinde

Cumhur: Mevlevî ve Bektaşî tekke ve dergâhlarında

Nefes: Alevî-Bektaşî tekkelerinde  

Yunus Emre, Kaygusuz Abdal ve Hacı Bayram Veli, ilâhî türünde şiir yazan Dinî-Tasavvufî Halk şairleri

 

Münacaat

Türk edebiyatında münacaatlar, Allah’a yalvarıp yakarmak için yazılan manzum ve mensur eserlerdir. Manzum münacaatlar, kaside, gazel, kıt’a ve mesnevi nazım şekillerinde yazılmışlardır. Bu şiirlerde yer alan esaslar, ayet ve hadislerden alınmıştır.

Elifnâme

Osmanlı Türkçesindeki otuz üç harfin değişik konularda, değişik şekillerle, genellikle mısra başlarındaki harerin alt alta alfabetik sıra ile beyitler halinde yazılarak devam etmesi neticesinde oluşan manzum eserlerdir.

Bu şiirlerde Allah’ın varlığı ve birliği, Allah’a yalvarma, peygamber ve devrin büyükleri olan mutasavvıar hakkında yapılan övgü gibi konular işlenir.

 

Na’t

Türk edebiyatında Hz. Muhammet’i övmek için yazılan eserlere na’t adı verilir.

Bunun yanı sıra diğer peygamberler, halifeler, veliler ve din büyükleri hakkında

yazılan na’tlar da vardır. Hemen bütün nazım şekillerinde yazılabilir.

Yunus Emre, Süleyman Çelebi, Aziz Mahmut Hüdâî gibi şairler na’t türünde şiirler yazmışlardır.

 

Esmâ-i Nebî

Hz. Muhammet’in 99 ve daha fazla ismiyle ilgili hususiyetleri, Hz. Muhammet’in

isimlerinin (mg) harfi ile ifadesi ve bu ifadenin onun son peygamber oluşuna delâletini anlatan

eserlerdir.

Sîretü’n-Nebî

Hz. Muhammet’in doğumundan vefatına kadar ahlakını, faziletlerini, mucizelerini, gazalarına ait hayatını, bütünüyle veya bir kısmıyla ele alan eserler anlamına gelen “sîretü’n- nebî”ler hem mensur hem de manzum bir şekilde kaleme alınmışlardır.

Mesnevi nazım şekliyle yazılmış “sîretü’n- nebî”ler, genellikle mevlit olarak adlandırılmışlardır. 15. yüzyıl şairlerinden Süleyman Çelebi’nin “Vesiletü’nNecat” adlı eseri bu türün en önemli   örneklerindendir.

 (Mevlitlerde okunan  aslında bu eserdir. Süleyman Çelebi’nin “Vesiletü’nNecat)

 

Mucizât-ı Nebî

Dinî-Tasavvufî Halk Şiirinde Hz. Muhammet’in mucizelerini anlatan şiirlere denir.

 

Hicretnâme

Hz. Muhammet’in Mekke’den Medine’ye göçünü anlatan şiirlere “hicretnâme” adı

verilmiştir. Bu şiirlerin büyük bir kısmı Hz. Muhammet’le ilgili olmakla birlikte bazıları uluların göçünü anlatırlar.

Miracnâme

Hz. Muhammet’in Recep ayının 27. gecesi “Burak” ile göğe yükselerek Allah’la görüşmesini anlatan şiirlere denir. Genellikle kaside ve mesnevi nazım şekilleriyle yazılan veya söylenen bu şiirler, kaynağını İsrâ Suresi’nden alırlar. Çünkü bu surede Miraç’la ilgili bilgiler yer almaktadır.

 

Mevlid

 Dinî-Tasavvufî Halk Şiirinde Hz. Muhammet’in doğumunu anlatan şiirlerdir. Erken dönemlerde Erzurumlu Kadı Darîr gibi şairlerin temsil ettiği mevlid türünün Türk edebiyatındaki en iyi temsilcisi 15. yüzyıl şairi Süleyman Çelebi’dir.

 

Hilye

Hz. Muhammet’in fiziki özelliklerini tasvir eden şiirlerdir. Başka bir ifadeyle Hz.

Muhammet’in fiziki özelliklerini şiirle resmeden şiirlerdir. Mensur şekilleri de bulunan hilyelerin manzum örnekleri, mesnevi nazım şeklinde yazılmıştır. Dört halife ve bazı veliler hakkında da yazılmış olan hilyeler, miracnâme ve mevlid gibi bazı nazım türlerinin içinde de yer almışlardır.

Hakânî’nin “Hilye-i Hakânî” adlı eser

 

Gevhernâme

Allah’ın birliği ve Hz. Muhammet’in yüceliği ve vasıarı hakkında yazılan eserlerdir.

Kaygusuz Abdal’ın “Gevhernâmesi”

 

Dolapnâme

Allah aşkının dile getirildiği sorulu-cevaplı şiirlere denir.

Dinî-Tasavvufî Halk Şiirinde çok sayıda örneği vardır.

Âşık Yunus “Dertli Dolap”

 Kaygusuz Abdal’ın “Dolapnâme”

 

İslam’ın Beş Şartı Hakkında Yazılan Nazım Türleri

Salatnâme

İslam’ın beş şartından biri olan namaz hakkında yazılan şiirlere denir.

Kaygusuz Abdal’ın Salatnâmesi oldukça önemlidir.

Oruçnâme

Ramazan başta olmak üzere diğer bazı ay ve günlerin özelliklerini, farz ve sünnetlerini anlatan şiirlerdir.

Ramazannâme

Ramazan ayının faziletlerini, Ramazan orucunu tutmanın gerekliliği ve faydalarını anlatan manzum eserlerdir. Daha çok İstanbul merkezli bir tür olarak dikkati çeken Ramazannâmelerde İstanbul’un semtlerine, mesire yerlerine, yemek kültürüne ve hamamlarına temas edilmiştir.

 Ramazannâmeler, ekseriyetle dörtlükler halinde mâni ve destan tarzıyla yazıldığı gibi, kaside ve gazel nazım şekliyle yazılanları da bulunmaktadır.

Hacnâme

Hac yolculuğuyla ilgili olarak yazılan manzum eserlerdir. Bu şiirlerde hacıların konakladığı yerler, uğradığı şehirler, bazı büyüklerin kabirleri, Şam, Kudüs, Mekke ve Medine’deki ziyaret yerleri hakkında bilgiler bulunmaktadır.

Abdurrahman Gubârî ve Ahmet Fakih türün ilk ve önemli örneklerini vermişlerdir.

 

Alinâme

Dinî-Tasavvufî Halk Şiirinde rastladığımız “Alinâme” adı verilen şiirler Özellikle Alevî-Bektaşî edebiyatında Hz. Ali şiirlerinin sayısı oldukça fazladır.

Maktel-i Hüseyin

Hz. Hüseyin’in Kerbela’da şehit edilmesiyle ilgili manzum ve mensur eserlerin genel adıdır. Emevi halifesi Muaviye’nin oğlu Yezid, Hz. Muhammed’in torunu ve Hz. Ali’nin oğlu Hz. Hüseyin ile 10 Muharrem 680’de Kerbela’da karşılaşmıştır. Hz. Hüseyin’in şehit düştüğü bu karşılaşma, İslam tarihinde “Kerbela Olayı” olarak bilinir. İslam dünyasında büyük bir üzüntü ile hatırlanan bu olay şiire de yansımıştır. Mersiye ve ağıt kapsamında değerlendirilebilecek maktellerin en meşhurları,

Fuzulî’nin Hâdikatü’s-Süedâsı, Lamiî’nin Maktel-i Hüseyin’i, Bâkî’nin Mersiye-i

Hz. Süleyman han aleyhi’r-rahmeti ve’l-gufrân’ı, Kazım Paşa’nın Mersiye’si, Ali

Feruh’un Kerbela’sı, Muallim Feyzî’nin Matem-nâme’sidir.

 

Düvaznâme

Dinî-Tasavvufî Halk Şiirinde içinde on iki imamın adı geçen ve onları övmek için yazılan şiirlere “düvaz”, “düvaznâme” veya “düvaz-deh imam” denir. Tasavvuf kültüründe Hz. Ali soyundan geldiğine inanılan on iki imamın özel bir yeri vardır. Bu imamların adlarını yaşatmak ve onları yüceltmek için yazılmış veya söylenmiş şiirlere düvaznâme adı verilmiştir.

Faziletnâme

Hz. Muhammet’in, dört halifenin, özellikle de Hz. Ali’nin faziletlerini anlatan ve onların iyiliklerini belirten şiirlere Dinî-Tasavvufî Halk Şiirinde faziletnâme denmiştir.

Mansurnâme

Dinî-Tasavvufî Halk Şiirinde Hallac-ı Mansur’un hayatını ve kerametlerini mesnevi nazım şekliyle anlatan şiirlere denir.

Methiye

Dört halifenin, ashâb-ı kirâmın ve velilerin övüldüğü methiyeler, Dinî-Tasavvufî Halk Şiirinde herhangi maddi bir beklenti içinde olmayan şairler tarafından yazılmışlardır. Methiyelerde çok çeşitli nazım şekilleri kullanılmakla birlikte en fazla kaside nazım şekli tercih edilmiştir. Dört halifeden Hz. Ali ve Hz. Ebubekir’e çok sayıda methiyenin yazılmış olduğunu söylemek mümkündür. Bunun yanı sıra bazı tarikat pirleri hakkında da methiyeler yazılmıştır.

Mersiye

Bir kimsenin ölümüne duyulan üzüntüyü dile getirmek için yazılan mersiye, İslamiyet öncesinde “sagu”, İslamiyet sonrasında ise “ağıt” olarak adlandırılmıştır.

Dinî-Tasavvufî Halk Şiirinde din ve tarikat büyüklerinin ölümü üzerine yazılan şiirlere mersiye denmiştir.

Dinî-Tasavvufî Halk Şiirinde mersiyeleriyle Kemal Ümmî öne çıkmıştır.

 

Vücudnâme

İnsanın yaradılışıyla ilgili olarak yazılmış eserlere denir. Kur’an ve hadislerin ışığında ve birtakım tıbbi delillerle insanın ana rahmine düşüşünü, insanın doğuncaya kadar geçirdiği saaları tasavvufi sembollerle anlatan şiirlere vücudnâme adı verilmektedir.

Kaygusuz Abdal ve Süleyman Çelebi

Vücudnâmelerde insan nefsinin mertebeleri ve özellikleri, bir insanın bu mertebelerde nasıl yol alabileceği de anlatılmıştır.

Devriye

Devirle ilgili bütün bu hususları ele alan şiirlere devriye adı verilir.

Devriye, yaradılışın başlangıcı ve sonu, varlığın nereden gelip nereye gittiği ve bu ikisi arasındaki saaların tasavvuf açısından izahıdır. Başka bir ifadeyle “sudûr” ve “tecellî” hususlarının tasavvua bir daireye benzetilerek izah edildiği için buna “devir”, bu felsefeden doğan türe ise “devriye” denmiştir. Devriyelerde evrenin ve

insanın Allah’tan kaynaklanıp yine Allah’a döneceği vurgulanır. Genellikle Bektaşî çevrelerinde kullanılan bir nazım türüdür. Tasavvuf felsefesine göre ruhun âlemi dolaşmasını anlatan devriyeler mutlak varlıktan insana, insandan aslına dönüşü anlatırlar. Devir felsefesine göre maddi âleme, yani dünyaya gelen varlık önceleri cansızdır. Bir süre sonra bitki, daha sonra hayvan, en sonunda da insan olur. Bu devir hareketi daireye benzetilir ve bu saalar ayrı ayrı anlatılır (Artun 2002: 97).

 

Hikmet

Ahmet Yesevî’nin, İslâmiyet’in esaslarını, şeriatın ahkâmını, ehl-i sünnet akidesini İslâmiyet’e yeni girmiş veya henüz girmemiş Türklere öğretmek, tarikatın inceliklerini ve tarikatın adap ve erkânını müritlere telkin edebilmek amacıyla yazdığı şiirlere “hikmet” denir.

 Hikmetler, sanat kaygısından uzak, sade ve didaktik bir üslupla söylenmiş şiirlerdir. Ancak ifadedeki samimiyet ve coşkunluk, bu şiirlerin basit manzumeler haline gelmesini engellemiştir.

 Hikmetlerde ilahi aşk, Allah’ın birliği, irade ve kudreti, peygamber sevgisi, Hz. Muhammet’in sünneti, züht, takva, ibadet, İslam menkıbeleri, ahret hayatı, cennet ve cehennem tasvirleri, dervişlerin faziletleri, zikir gibi İslamiyet ve tasavvua ilgi çok çeşitli konular işlenmiştir.

 Ahmet Yesevî, hikmetlerini çoğunlukla hecenin 7+7=14’lü hece ölçüsüyle yazmıştır, ancak bazı hikmetler, aruz ölçüsüne uygunluk göstermektedir.

Nutuk

“Tarikata yeni girmiş müritlere, tarikatın adap ve erkânını anlatan şiirlere denir.

Bu şiirler, tarikatın ileri gelen mürşitlerinin ağzından söylenirler. Daha çok koşma

nazım şekliyle söylenen nutuklar, didaktik karakterli şiirlerdir. Sade bir üslupla

yola yeni girmiş bir müridi bilgilendiren, tarikatta hangi saalarda neler yapması

gerektiğini telkin eden nutuklar, pir veya yüksek mertebeli tarikat büyüklerince

okunurlar.” (Artun 2002: 97).

Nasihatnâme

İnsanlara yol göstermek ve öğüt vermek amacıyla yazılan nasihatnamelere “pendnâme” de denmiştir. Bu şiirlerde dini, sosyal ve ahlaki birtakım öğütler, ayet, hadis, hikmet ve atasözlerinden hareketle verilir.

Yunus Emre, Abdal Musa, Eşefoğlu Rumi ve Şah İsmail

Güvahî,

 

Vasiyetnâme

Dini ve tasavvufi açıdan din ve devlet büyüklerinin ölümlerinden sonra geride kalanlara buyurmuş oldukları istekleri konu edinen manzum ve mensur eserlere vasiyetnâme denir.

Şathiye

Dinî-Tasavvufî Halk Şiirinde bazı tasavvufi remiz ve rumuzlar ile Hakk’a ulaşmanın yollarını anlatan, dinî ve tasavvufi konuların daha kolay anlaşılmasını sağlamaya çalışan ve Allah ile tekellüfsüz, şakalı bir edayla konuşur gibi yazılan veya söylenen şiirlere şathiye denir.

Yunus Emre’nin “Çıktım erik dalına” ve “Denize bir ip gerseler”

Kaygusuz Abdal’ın “Yücelerden yüce gördüm, erbabsun sen koca Tanrı”, “Bir kaz aldum ben karıdan”, “Kaplu kaplu bağalar”, “Yamru yumru söylerim”, “Benk ile seyretmeğe”, “Bugün bana bir paşacuk”, “Filibe’de bir karı”, “Edrene şehrinde bugün” ,“Yanbolu’da bir karı”

 

Nevruznâme

Baharın ve aynı zamanda geleneksel takvimde yeni yılın başlangıcını müjdeleyen nevruzu konu alan şiirlere nevruznâme denir. Özellikle Alevî-Bektaşî kültür ortamlarında nevruzun ayrı bir anlamı vardır. Bu kültür ortamını paylaşanlara göre nevruz, Hz. Ali’nin doğum günüdür. Bu yüzden bu günün kutlanması gerekir. Baharın gelişini anlatan nevruznâmeler de çoğunlukla nevruz günlerinde düzenlenen törenlerde söylenmiştir.

Tarikatnâme

Tarikat, Allah’a ulaşmak için tutulan yol demektir. Tarikatın anlamını, kurallarını ve işleyiş düzenini anlatan şiirlere tarikatnâme denmiştir.

Şah İsmail , Eşrefoğlu Rûmî

 




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Hacı Mehmet KARAKAŞ

Hacı Mehmet KARAKAŞ 21.01.1988 yılında Adıyaman’ın Kâhta ilçesinin Yolaltı Askeran köyünde,  kalabalık bir çekirdek ailede, çiftçi bir baban...

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *