2 Şubat 2021 Salı

Piyanist Güneş YAKARTEPE

 

 



  


Şubat 1997 doğumlu olan Güneş Yakartepe, Müzikte Türkiye’de  ve Dünya’da sayısız ilk ve rekorlara imza atmıştır,

 

10 yaşında tesadüfen müzik yeteneği olduğu görülerek müziğe başlamıştır. 2,5 senede 76 müzik aletinin eğitimini almış ve bunlardan 65 tanesini çalabilmektedir.

 

Absolüt kulağa sahip olan Güneş enstrüman eğitiminin yanında; solfej, armoni, şan dersleri aldığından şarkıları nota ile çalıp söyleyebilmektedir.

 

Güneş; 10 yaşında, 10 enstrüman çalmayı başarmış ve Birinci Yılında Kral TV’de Funda  Arar’ın  Müzik  programına konuk sanatçı olarak ekrana çıkmıştır.

 

Üflemeli, telli, klavyeli, vurmalı ve yaylı 95 enstrüman çalan Güneş’in  dünyada var olan  tüm enstrüman sınıflarından aletleri çalan tek amatör müzisyendir.

 




Jaz, Pop, Rock, Klasik, Türk Halk, Sanat, Tasavvuf (Dini), Osmanlı, Mehter, Otantik Türk müzik aletlerini çalmaktadır. Bunun yanında; Azerbaycan, Dağıstan, Kafkas, Özbek, Türkmen, İran, Ermeni, Rusya, Arap, Yunan  -İtalya, İrlanda, isviçre, Çin, Hint, Afrika, Arjantin-Uruguay, Brezilya, Amerika, Hawai özgün müzik aletlerini de çalabilmektedir.

 

Şahane Çocuklar Orkestrası’nda klavye, saksafon ve klarnet çalan Güneş, 3 önemli televizyon kanalının ana haberlerine konu olmuştur.

 

110 Konservatuvar, Müzik öğretmenliği ve Alaylı hocadan Enstrüman, Solfej, Armoni  eğitiminin yanında, Şan dersi almıştır. Şan eğitimi ile Enstrüman ile çaldığı şarkıları 5 dilde (Türkçe, İtalyanca, İspanyolca, İngilizce ve Japonca ) söyleyebilmektedir.

 

Güneş yeni enstrümanları tanımayı ve çalmayı bir oyun olarak görmektedir. Yeni enstrümanlarını tanımak, çalmak   Güneş’in hobisidir. Bu kadar enstrüman çalma ile hiçbir enstrümanda uzmanlaşamayacağını öngören müzisyenlerin tersine, yaşına göre 95 enstrümanı da çok iyi  çalan Güneş, Klarnet, Akordeon ve Saksafonda Türkiye’de yaşının en iyilerinden biri olmayı başarmıştır.

 

3,5 sene gibi kısa bir sürede Türkiye’de ve Dünya’da bir çok ilk’lere ve rekorlara imza atmıştır

 

 




 

Güneş’in Özellikleri - Türkiye’deki İlk’leri ve Rekorları

1-      Güneş “absolüt kulağı” olmasına rağmen, şarkıları nota ve solfejle öğrenmiştir. Duyduğu her eseri notaya dökebilmektedir.

 

2-      Güneş, youtube ve dailymotion’da  1100 videosu ve 9 milyonu aşan tıklanma  sayısı ile Türkiye’de en fazla videosu olan ve tıklanan amatör müzisyendir.

 

3-      12 müzik türünü kapsayan geniş bir yelpazede çalabilmektedir. Ailece Türk pop ve sanat müziği dinlenmesine rağmen, Güneş,  klasik’ten rap’a 12  müzik türünü nota  ile çalabilmektedir.

 

4-      Aldığı armoni dersleri ile, Gitar-Klavye akorlarını kendisi yazabilmekte ve kolayca akorları transpoze edebilmektedir.

 

5-      İki senede öğrendiği  120   çocuk şarkısının yanı sıra, 450 popüler  şarkı ile bir çocuk için dev bir repertuara sahiptir.

 

6-      Üflemeli çalgılarda, yaşına rağmen çok iyi bir performansa sahip olan Güneş,  Klarnet, Akordeon ve Saksafon’da Türkiye’de yaşının en iyilerinden biridir.  10 günde klarnette yedi parça çalmayı  öğrenen Güneş,  4 ayda  3,5  oktava çıkmıştır.  

 

7-      Bağlama ve kromatik mızıkayı birlikte çalıp söyleyen ilk ve tek müzisyendir.  

 

8-      Numberone TV müzik kanalındaki 1,5 saatlik programa  konuk  sanatcı olarak katılan ilk ve tek çocuktur.


2020

Eren YAVUZ

 


Antalya'nın Manavgat ilçesinde yaşayan 11 yaşındaki Eren Yavuz, 10 farklı enstrüman çalıyor.

Piyano eğitimi de alan Eren'in en çok sevdiği enstrüman ise kabak kemane. Kabak kemaneyle Türk Halk Müziği'ne ait ezgilerle birlikte yabancı parçaları da çalan Eren Yavuz, "Önce fen lisesi ardından doktorluk veya hukuk okumak istiyorum. Bunları başaramazsam, müzikte akademisyen olarak ilerlemek istiyorum" dedi.

Manavgat'ta yaşayan Eren Yavuz, babası Mehmet Yavuz'un müziğe olan ilgisi ve evinde bağlama dersi almasıyla 3 yaşındayken müzikle tanıştı. Mehmet ve Serap Yavuz çiftinin tek çocuğu olan Eren'in müziğe olan ilgisi giderek arttı. 4 yaşında babası gibi bağlama çalmak isterken, tellerini kopartan Eren'e ailesi küçük bir bağlama ve cura aldı. Kendi kendine cura çalmayı öğrenen  Eren'in anasınıfına gitmesini beklenecekti ama Eren beklemedi. Hevesle bu işi yapmaya çabaladı. 

'5 YIL BAĞLAMA EĞİTİMİ ALDI'

Eren'in ilk çalmaya çalıştığı enstrümanın bağlama olduğunu ama çok küçük olduğu için bağlamanın büyük geldiğini bu nedenle kendisine bir cura aldıklarını ve cura çaldığını söyleyen Mehmet Yavuz, "Eren 5 yıl bağlama eğitimi aldı. Sonrasında 1 yıl keman eğitimi aldı. Kabak kemaneye tamamen kendi hevesi ve isteğiyle başladı. Şu anda kabak kemanede ilerliyor. Kendisi de 'bu benim enstrümanım' diyor" diye konuştu.

Hopa Kadın Tiyatro Topluluğu

 




Artvin’in Hopa ilçesinde 2 yıl önce bir araya gelen bir grup kadın, Hopa Kadın Tiyatro Topluluğu’nu kurdu. Kadınlar “Kendinize güvenin, siz isterseniz yapabilirsiniz” dedi

 

Artvin’in Hopa ilçesinde 2 yıl önce bir araya gelen bir grup kadın, Hopa Kadın Tiyatro Topluluğu’nu kurdu. Diş hekimi, esnaf, ev emekçisi, öğrenci ve diğer meslek gruplarından 24 kadının bir araya gelerek kurduğu topluluk, bu güne kadar 10’dan fazla oyun sahneledi.

Ahmet ULUÇAY





Kütahya'nın Tavşanlı ilçesine bağlı Tepecik köyünde 2 Aralık 1954'te dünyaya gelen, ilkokulu bitirdikten bir süre çobanlık yapan Uluçay, inşaat işçiliği, kamyon şoförlüğü, hamallık ve tavukçuluk gibi çeşitli işlerde çalıştı.

Köylerine gelen gezici bir film ekibi sayesinde sinemayla tanışan Uluçay, 12 yaşındayken arkadaşı İsmail Mutlu ile bir sinema makinesi yaptı.

Topladıkları film parçalarıyla köy halkına küçük gösterimler yapan Uluçay, arkadaşları İsmail Mutlu ve Şerif Akarsu ile "Tepecik Köyü Arkadaş Sinema Grubu"nu kurdu.

Köyde yaşayan yönetmen

Sinemanın yanı sıra edebiyatla da ilgilenen ünlü yönetmen, 1978'de sadece bir sayı basılan bir edebiyat dergisi çıkardı.

Filmlerini zor şartlar içinde çeken Uluçay, ömrünün son zamanlarına kadar yaşamını sürdürdüğü Tepecik köyünde "Şair Ahmet" olarak da bilinirdi.

Tavşanlı'da bir yerel gazetede yazarlık da yapan Uluçay, yaptığı çeşitli işlerde iflas ettikten sonra başarıyı sinemada yakaladı.



Ahmet Uluçay, "köylü yönetmen" olarak anılmasına karşın kendini "Ben köylü yönetmen değilim, köyde yaşayan bir yönetmenim." diyerek tanıttı.

İlk kısa filmi "Optik Düşler"i 1993'te aldığı eski bir kamerayla çeken Uluçay, "Koltuk Değneklerinden Kanat Yapmak", "Bizim Köyün Orta Yeri Sinema", "Minyatür Kosmos'da Rüya", "İnci Deniz Dibinde", "Epilectic Film", "Uzun Metrajın Resmi", "Exorcise" ve "Kaza" gibi çalışmaların de arasında yer aldığı çok sayıda ödüllü esere imza attı."



Beyin tümörü nedeniyle İstanbul'da tedavi görürken zatürreye yakalanarak 30 Kasım 2009'da vefat etti. Tavşanlı'nın Tepecik beldesinde toprağa verildi.

1 Şubat 2021 Pazartesi

Sanat Tarihi İzdüşümü- Eskişehir Çifteler Harası


 “Cumhuriyet Modernleşmesi” ve “Kırsal İletişim/ Kalkınma” Eksenleri Bağlamında Mekânsal Bir Model Olarak Eskişehir Çifteler Harası




‘Mutlu Yaşam Köyü


 

"Mersin'in Mezitli Belediyesi, Köy Enstitüleri ruhunu yaşatmak için bir proje geliştirdi. Tece Şahintepe Mahallesi’nde yapımı tamamlanma aşamasında olan ‘Mutlu Yaşam Köyü’ projesi eski Köy Enstitüleri ruhunu yeniden yeşertmeyi amaçlıyor. İçerisinde bungalov tipi evlerin, uygulama atölyelerinin, hobi alanlarının, proje pazarlarının yer alacağı Mutlu Yaşam Köyü’nde, 7’den 70’e her yaştan insan bir araya gelerek, eğitim kamplarına katılacak, doğa ile iç içe hayvan besleyecek, hobilerini hayata geçirecek."


18.05.2019

KÖY SOSYOLOJİSİNDE SANAT RUHU

 








UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde bulunan, Uludağ'ın çevresine kurulan yedi Kızık köyünden biri olan Cumalıkızık yaşayan  hikâyesinde  sivil mimari sanat eserlerinin  birer şaheser olduğunu hatırlatmakta.
Köy sosyolojisi alanında, tarihi-orman köy grubunda yer alan köylerden biri olarak  yansıttığı tarihi, kültürel ve doğal zenginlik yaşatılmaya değerdir. 


"Kâşgarlı Mahmud, Karkın gibi bazı bakımlardan diğer boylardan ayrılan ve bu yüzden Halaç (> Kalaç) adıyla anılan Kızıklar'ı listesine almamıştır. Fakat bu boy da diğer Oğuz boylarıyla birlikte Anadolu'ya gelmiş ve ülkenin bir Türk yurdu olmasında önemli rol oynamıştır. Nitekim Kızıklar, XVI. yüzyılda yirmi sekiz yer adıyla on üçüncü sırada yer alarak on üç Oğuz boyunu geride bırakmıştır."

31 Ocak 2021 Pazar

Ruhu Şiir Yazan Kadın- Mihri Hatun - 15. yy AMASYA


 

1985'te ismi Venüs'te bir kratere verilen Mihri hatun  1460  veya 1461 Amasya'da doğdu . Asıl adı Mihrünnisa ya da Fahrünnisa'dır. "Mihrî" mahlasını kendisi de bir şair olan babası Mehmet Çelebi bin Yahya'dan (Belâyî) aldı.

15. yüzyılda yaşamış olan Mihri Hatun, kendisi de "Belayi" mahlasıyla şiir yazan bir Osmanlı kadısının kızıdır. Kültür düzeyi yüksek bir ailede yetişen Mihri Hatun yaşadığı dönemde  Sultan II. Bayezid ve oğlu Şehzade Ahmed’in Amasya Valiliği sırasında kentte toplanan bilgin ve sanatkarların meclislerine katıldı.

Divan edebiyatının bilinen ilk kadın şairi   Zeynep Hatun,  ile aynı dönemde yaşamıştır. 

Güzelliğiyle bölgede nam salan Mihrî Hatun, sade bir dille yazdığı kaside ve gazelleriyle tanınır. Diğer divan şairi kadınlardan aşkı çekinmeden kullanmasıyla ayrılır. Necati Bey ,Müeyyedzâde Abdurrahman Çelebi , Sinan Paşazâde İskender Çelebi ile şairane üslubun diyalogları söz konusu edilmiştir.

Divanı, 1967'de Moskova'da basıldı. Türkiye'de 2007'de basıldı (Mihri Divanı, Mehmet Aslan, Amasya Valiliği Kültür Yayınları).

 

Gazel

 

Ben umardım ki seni yâr-ı vefâ-dâr olasın

Ne bileydim ki seni böyle cefâ-kâr olasın

 

Hele sen kaaide-î cevrde eksik komadın

Dostluk hakkı ise ancağ ola var olasın

 

Reh-i âşkında neler çektüğüm ey dost benim

Bilesin bir gün ola aşka giriftâr olasın

 

Sözüme uymadın ey asılası dil dilerim

Ser-i zülfüne anın âhiri ber-dâr olasın

 

Sen ki cân gül-şeninin bi gül-i nev-restesisin

Ne revâdır bu ki her hâr ü hasa yâr olasın

 

Beni âzâde iken aşka giriftâr itdin

Göreyim sen de benim gibi giriftâr olasın

 

Bed-duâ etmezem ammâ ki Huda’dan dilerim

Bir senin gibi cefâ-kâra hevâ-dâr olasın

 

Şimdi bir hâldeyüz kim ilenen düşmanına

Der ki Mihrî gibi sen dahi siyeh-kâr olasın

 

(Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, Cilt3, Sayi10)

 

 

 Yetiştirdiği şairler arasında Ani Hatun da vardır.




"Yaşamak devasa bir tiyatro sahnesi ya seyircisindir ya da oyuncu" Ani Hatun

30 Ocak 2021 Cumartesi

Melisa GÜRPINAR

Melisa GÜRPINAR (1941 - 2014)

“Melisa Gürpınar, 1941’de İstanbul’da doğdu. İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde bir süre okudu. İstanbul Belediyesi Konservatuarı Tiyatro Bölümü’nü bitirdi. İlk şiir kitabı Umut Pembeleri, 1962’de yayımlandı. Öğrencilik yılları ve sonrasında, edebiyat alanındaki çalışmalarını sürdürürken, tiyatronun birçok alanında da, öncü, amatör ve profesyonel girişimlere katkıda bulundu. Sonraları ise, tiyatroyla ilişkisini, eleştirmen olarak korumaya çalıştı. 

1975’te Yeni Bir Gün Şarkısı adı altında üç şiir kitabını bir arada yayımladı.

 1981’de Geceyarısı Notları, 

1983’te Ara Beni Sevgilim Sözcüklerin İçinde ve Yalnızlık Mevsimi, 

1985’te Yaz Mektupları adlı şiir kitapları yayımlandı.

 1990’da yayımlanan İstanbul’un Gözleri Mahmur adlı şiirsel öyküleri, Halil Kocagöz Şiir Ödülü’nü aldı.

  1992’de Çocukluğum ve Ölümüm adlı şiir kitabıyla, Uçup Giden Kent adlı çocuk romanı yayımlandı.

1993’te Bir İstanbul Üçlemesi olan bu çalışmanın ikinci parçası, Yeni Zaman Eski Hayat adlı bir oyun   basıldı ve o yıl sahneye konulup oyun yazarlığı dalında Avni Dilligil Ödülü’nü aldı. 

1997’de Okul Arkadaşım adlı gençlik romanı 

 1998’de Salkımsöğütlerin Gölgesinde adlı düzyazı şiir kitabıyla, Kitap Benim Kanadım adlı çocuklar için yazılmış şiirsel bir anlatı kitabı da yayımlandı.

 1999’da, Her Harf Bir Melek adlı şiir kitabı yayımlanan Melisa Gürpınar, toplu oyunlarını ve İstanbul üzerine yazılmış anı ve denemeleri  de bulunmaktadır.


Gece Yarısı Notları

ben on dört yaşımdaydım ilk şiirlerimi yazdığımda

ve ilk aşık olduğumda bisiklete binen bir oğlana

- ama ondört yaşında hiç aşk şiiri yazmamış olmamı

aşkı anlamadan hiç konuşmayan bir sağduyuya mı bağlamalı -

 

sonra okulda bir ablaya aşık olacaktım

sonra saçları oluklu mukavva gibi dalgalı yaşlı bir memura

sonra -inanmaycaksın belki- sinemada yer gösteren bir

adama

 

sonra bir kaleciye

hey tanrım sonra bir deniz subayının ellerine

bir lise öğrencisinin uzun kiprikli gözlerine

ve gözlüklü bir keman öğretmenine

artık aşkı bir mirasyedi gibi harcayacaktım

hiç inanmadan duygu kaynağının bir gün kuruyacağına

ve kimbilir kaç yaşımda olacaktım

aşkın

ancak bedensel bir bütünleşme söz konusu olduğunda

onu gözelleştiren bir çaba olduğunu

şöyle bir düşünmeğe başladığımda

girişilmesi güç ve zorlu bir çaba olduğunu onun da

sen bir ozan kızısın

çok büyük tarihi aşklardan

ve sabun köpüğü gibi çocukluk günlerinden yaratılmadın

dünyanın bütün acılarını kollarında uyutan bir kadınsa

senin anan

artık kimselere aşık olamaz

olsa da can eriği yemiş gibi olur ancak....

 

ben onsekiz yaşında da hiç olmadım

kayak yaptığımı anımsamıyorum

yüzme havuzuna girdiğimi ve berbere gittiğimi de

dünyanın doğusuna doğru ilerledikçe

çoğalır hiçbir yaşa gelmeden ölenler

ve neden öldüğünü bilmeden ölenler yemen'de

altmış yaşında da olamaz kimse

kırkbeş yaşında da tam tamına

ben artık neyi yazıyorsam

onu yazdığım yaşta duracağım

karar verdim yalnız oralarda yaşayacağım

 

sen bir ozan kızısın

durmadan yaşlanan

ve ağlamaktan başka silahı olmayan

bir kadının değil

hırçın bir hesap uzmanı da değil vergi dairesinde

çok güler yüzlü bir bayan banka şefi de değil senin anan

devetabanlarıyla dolu bir odada müşteri ağırlayan

sapho'yu tanımamış olabilirim nazım hikmet'i

bir ozanım ama

ne faulkner'ı ne nietszche'yi saymakla biter mi

tanımamış olabilirim sözün gelişi

yunus emre gibi dağ başında kimseyi

atlı karınca mı keten helvası mı kiralık sandal mı

aksak timur ya da taptuk emre'mi diye sorabilirim

bunların anlamı

 

hiçbir okulu bitirmedim

hiçbir dili sevmedim ana dilimden başka

ben biraz çerkezim biraz arnavut biraz giritli

kendi esintilerimle başbaşa kalınca bazen tanımıyorum hiç

kimseleri

 

bilirim üzümü şarabı ve sirkeyi

-birbirinden elde edilen acı ve tatlı herşeyi-

reçellik incirlerin üstündeki kahverengi çilleri

kuzu etiyle rezene otu pişirmeği

dedemin biri beşyüz yıldanberi ıstanbul'da yaşarmış

söylentilere bakılırsa

ben gidip onu da görmedim

tanımak da istemiyorum aslında 'sülalemi'

hiç kitap da okumadım -var mı ötesi-.....




Ziyaettin DOKUMACI



“Adıyaman'da yaşayan resim öğretmeni
Ziyaettin DOKUMACI, gönüllü olarak başlattığı çalışmayla kentteki boş duvarlara UNESCO Dünya Miras Listesi'ndeki Nemrut Dağı ve yaklaşık 1800 yıllık geçmişe sahip olan Cendere Köprüsü gibi tarihi ve turistik zenginlikleri resmediyor.

Yaşadığı şehrin güzelleşmesine katkı sağlamak ve kente gelen turistlerin dikkatini çekmek isteyen Dokumacı, çalışma başlatmaya karar verdi. Dokumacı, bu kapsamda, uygun yerlerdeki köprü ayağı, trafo duvarı gibi yerleri resimleriyle süslemek için Adıyaman Belediyesi yetkilileriyle irtibata geçti. Projeyi beğenerek katkı verme kararı alan belediye yetkilileri, Dokumacı'ya gerekli malzemeleri temin edip, yanına da yardımcı olması amacıyla bir personel tahsis etti. Hiç vakit kaybetmeden çalışmalara başlayan Dokumacı, Adıyaman Kalesi'nin çevresindeki merdivenleri renklendirdi.

Çeşitli resimlerle duvarları süsleyen Dokumacı, UNESCO Dünya Miras Listesi'ndeki Nemrut Dağı ile yaklaşık 1800 yıllık geçmişe sahip olan Cendere Köprüsü gibi kentin en önemli tarihi ve turistik zenginliklerini de uygun bulduğu yerlere resmetti.”





Dokumacılık Sanatı

 


Sanat olan halı dokumacılığı aynı zamanda başka bir uğraşıyla ,bitkisel- doğal boyamacılıkla beraber süregelmiştir. Anadolu’da bitkisel boyacılıkta pek çok rengin sağlayıcısı bitkilerin ziraati gerçekleştirilmiş; kök boya, cehri, safran, mürver, gelincik,çınar,dut… sanat değeri çok yüksek olan eserler bırakılmasına aracı olmuştur. Dokumacılığın önemli bir bölümü kabul edilen doğal boyamacılığın nasıl yapıldığı, en çok hangi bitkilerin kullanıldığı ,mordanlama işlemi ve yöntemleri ve günümüzde de kullanılan boyar madde analizleri, aktarım metodları ile günümüze kadar ulaşmıştır.

Dokumacılık Sanatının Coğrafi Dağılımı ,Bildirimde Bulunan İller : Ağrı, Aksaray, Balıkesir, Çanakkale, Gümüşhane, Isparta, Kayseri, Kırşehir, Kocaeli, Manisa, Muğla, Niğde, Samsun, Sivas, Tokat, Uşak, Yalova

“ Çözgü iplikleri üzerine atkı ipliğinin düğümlenmesi ile dokunan desenli ve havlı yüzlü yaygılara halı adı verilir.

Türk halı sanatının ilk örneği M.Ö. 5. ve 4. yüzyıllara ait İskit mezarlarında bulunan Pazırık halısıdır. Hammaddesi yün olduğu için Orta ve Batı Asya’daki koyun besleyen topluluklarda yer yaygısı olarak kullanılmış ve Orta Asya Türklerinden bugüne gelmiştir.

Halı dokumada yününün yanında pamuk ve ipek de hammadde olarak kullanılır. Gördes (Türk) düğümü, Sine (İran) düğümü, tek düğüm (İspanyol) ve Jufti düğümü kullanılan başlıca düğüm şekilleridir. Türkiye’de genellikle Gördes düğümü kullanılmaktadır. Genellikle kadınlar tarafından dokunan halıların tezgahlarına düzen adı verilir ve bu tezgahların yatık ve dik olmak üzere iki çeşidi vardır.

Halılar; bitki, hayvan, geometrik motifler, karışık şekiller ve sembollerle desenlenir. Ağaç, çiçek, çift başlı kartal, kuş, üçgen, dörtgen sıkça rastlanan desenlerdir. Halılarda kullanılan semboller ve desenler, içerdikleri anlamlarıyla aynı zamanda birer iletişim aracıdır. Halının etrafında genellikle su adı verilen ve çerçeve niteliği taşıyan karışık motifli bordürler ile ortasında göl, madalyon, sandık gibi desenler yer alır.”

Kaynak:“Geçmişten Geleceğe Yaşayan Kültür Mirasımız Türkiye Somut Olmayan Kültürel Miras Ulusal Envanteri”

28 Ocak 2021 Perşembe

Saçak Altına Sığınmış Kuş Misali



Kış ısınır da ısınmaz kimi kimsesizin elleri ayakları. Sığınmış saçak altına kuş misali, gelen geçenlerden duyduğu “Tanrı yardımcı olsun.” Söylemleri. Öyledir, insanlar arasında görünmez duvarlar örülü yahut on binlerce asırlık mesafe kurulu. Geçilmez, geçilmiş olsa neye yarar?

Hiç mi çözüm bulunamaz yahut çözümün maliyeti faydadan daha mı fazla? Nedir ölçüp biçilen ve ne ile? Ölçüp biçtiren kim?

İki çocuk oturmuş iki yapı arasında bir kuytuya, saçak altına sığınmış kuşlar misali. Birinin elinde gırnata, kutusunda saklı; diğerinde tef ,iki elinin arasında yaslı. Birinin omuzlarına yorgunluk çökmüş, diğerinin gözlerine. Küçük çocuk düşürmüş başını kendinden büyüğün omzuna, belli ki çoktan uyumuş, öyle içten, kendinden geçmişçesine. Büyük çocuğun gözleri hüzün sökmekte örülmüş olan hayattan yabansı yabansı.

                                                                                   Kün Peril

Modern İnsanın Özgür İradesiyle Kendini Kurması- Çocuk Ruhu


    

Yazmayı henüz öğrenmiş bir kız çocuğu masadaki kağıtlara sözcükler iliştirmekle meşgul. Saçları özenle toplanmış, temiz giysiler kuşanmış olduğu haliyle bahçede koşup oynamış, sevdiği birkaç kara hindibayı otlarla demet haline getirip, meyve ağaçlarından bir elma daha koparıp masanın köşesine bırakmıştı. Diğer elma geçen günlerden kalmış olmalı, huyu kaçmış, buruşuk öylece beklemekte. Meraklı gözleri kafesin kapısını açık bıraktığı için masaya konan kuşuna yöneliyor sonra kağıda. Uçup gitmesi için izin verdiği halde gitmediği için teşekkürü not düşmüş ilk satıra. Kafes kuşları doğada dilediğince uçamaz. Kanatları uzun uçuşlara yorgundur kapalı kalmaktan. Özenle çatılmış bir kafeste en iyi şekilde bakıma alınmış olmak kendi yalnızlığımıza ödünçlediğimiz hayattır olsa olsa. Mevsimlerden yaz sonu, güze yakın. Hayallerin sicimle yağacağı yağmurlara az kaldı. Sonrası kış. Kışlar her çocuk için apayrı  bir çağdır, masal çağı.

                                                                                                           Kün Peril

Şair Salih KORKMAZ


 

Şair Salih KORKMAZ  

 

1941 Amasya doğumlu şair Milli Eğitim Müdürlüğünden emekliye ayrılmıştır.

1987 yılında Türkiye birincisi Kadere Bak şarkı sözü Salih KORKMAZ’a Hürriyet’ten Altın Kelebek, Milliyet’ten ikincilik ödülü kazandırdı. Türkiye genelinde 600’ün üzerinde eseri bulunmaktadır. 42 eseri Türkiye radyo ve TV de icra edilmektedir.

Salih Korkmaz, “Kadere bak” diyerek yola çıkmış ve “Ekmek Parası” uğruna “Feleğin İşine bak” demiş ve Bilecik’e doğru yolculuğa çıkmıştı. Bundan sonraki ömrü Bilecik’te geçen Korkmaz, Bilecik’e şiirleri ve insanlığıyla değer katmıştır. 2008 Mayıs ayında aramızdan ayrılan korkmaz şiirleri ile sonsuzluğa uğurlanmıştır.

 

 

BİLMİYORUM

 

Yıllar bitmez gide gide

Vefa yoktur sevgilide

Gönül kime isyan ede?

Bilmiyorum bilmiyorum…

 

Kadehimde yoktur meyim,

Halime bak ne haldeyim,

Aşık mıyım, bilmem neyim?

Bilmiyorum, bilmiyorum..

 

Uzattım bak ellerimi,

Coşturdum sevda serimi,

Başımdaki aşk yelimi,

Bilmiyorum bilmiyorum,,

 

 

AĞLAMIŞIM GÜLMÜŞÜM

 

Ağlamışım gülmüşüm,

Kırılıp dökülmüşüm,

Aşkın için ölmüşüm

Senin umurunda mı?

 

Deryalara dalmışım,

El açıp yalvarmışım,

Yılarca ağlamışım,

Senin umurunda mı?

Deli diyorlar bana,

Ağlarım yana yana,

Esir olmuşum sana,

Senin umurunda mı?

 

 

Söz : Salih KORKMAZ

Müzik : Alaeddin ŞENSOY

 

 

Kum Sanatı


Sahne işlevi gören, ışıkla aydınlatılan yüksek bir masada ( ışık kutusu),  farklı yoğunluklarda 
ve hareketlerle   avuçtan dökülen kumun  görüntü oluşturulması ile yapılan bir sanattır.  Kum sanatını icra eden sanatçılara kum ressamı denilmektedir. Kum sanatı, genellikle “New Age” müzik türü  ile bir gösteri sanatı haline dönüştürülmüştür. 





27 Ocak 2021 Çarşamba

Antoloji

 



Antoloji ,Şiir (nazım) ya da düzyazı (nesir) ile ifade bulan yazınsal eserlerden seçilerek oluşturulan kitaplardır. Önceleri sadece edebî türlerden oluşturulan seçkiler ad olan “antoloji” kelimesi,  zamanla fotoğraf, müzik, resim gibi sanatın farklı dalları ile ilgili  derlemelere de ad olmuştur.

Bir edebiyat terimi olarak antoloji öncelikle şiirle ilişkilendirilmiştir.

“Yunanca anthos (çiçek) ve legein (toplamak, derlemek, seçmek) kelimelerinden oluşan terkip ‘çiçek toplamak’, ‘çiçek seçmek’, ‘çelenk’ gibi anlamları da ihtiva eder. Antoloji hazırlayıcısı da bir bakıma, terkibin taşıdığı bu anlama uygun olarak, eserinde ortak hafızanın yaşattığı estetik parçaları tıpkı güzel çiçeklerden oluşturulan demetler gibi bir araya getirir. Ayrıca edebiyatımızda zaman içinde, bu tür eserleri adlandırmada “letaif”, “müntahabat”, “numune”, “güldeste”, “seçki” vb. isimler de kullanılmıştır.”  (Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi, Cilt 4, Say› 8, 2006, 383-404)

Bir katre alevdir bu karanfil...

 



                                                      AY, HİÇBİR ZAMAN BATMAYACAK!

                    Denize yakın bir tepebaşı; yüzünü denize çevirmiş, arkasını ormana vermiş, yalnızlığın koynunda bir kulübe...Kulübenin her tarafında sarmaşık gülleri var; kapının önündeyse tüylü mü tüylü, bir o kadar da sevimli bir köpek, en derin uykusunda. Evin bacasından mutlu bir duman, göğe kavuşmanın heyecanıyla ilerlemekte...

                      Görülüyor ki bu ıssız yerdeki kulübe, yalnız değil! Akşam olmak üzere...Güneş bütün güzelliğini sermiş gözler önüne...Şimdi, bütün çıplaklığıyla denizin kollarında; vuslata erdiler artık. Birer birer dansa kalkıyor yıldızlar, güneşin ardından. Sahnede artık, birbirine dokunamadan dans etmek zorunda olan yıldızlar vardır. Bütün gece onların...Aşk dolu, ıstırap dolu bütün bir gece! Birden haşmetli, o denli de hançerli ay, yıldızlara karışıyor. Her zamanki yalnızlığıyla, yüreğine saplanmış hançerin verdiği acıyla daha bir mağrur ve olağanüstü...Yıldızlar, onun acısını sezerek adeta taş kesiliyor, sevgililerine kavuşamamanın verdiği ıstırabı hafifletmek maksadıyla ayın dayanılmaz güzelliğini seyre dalıyorlar. Gece, müthiş bir sessizlik içinde...Dalgaların sesleri martılarınkine karışıyor. Rüzgar yaprakları hışırdatıyor, cırcır böcekleri ötüşmekte...Sanki bu sessizlik içinde aşkın şarkısı yazılıyor ve durmaksızın söyleniyor. Her defasında daha güzel, her defasında daha etkileyici... 

                       Kulübenin kapısı hafifçe aralanıyor, hırkasına sıkı sıkı sarılmış, saçları darmadağınık bir genç kız çıkıyor kapıya...Gözleri yakamozun büyüleyici güzelliğinde, kulaklarında aşkın şarkısı...Yavaş yavaş tepenin kenarına doğru ilerliyor; elinde yıllarca sakladığı özenle kurutulmuş bir karanfil ki "Yarin dudağından getirilmiş bir katre alevdir bu karanfil.", yanında tüylü, bir o kadar da büyük köpeği, dudaklarında hafif bir tebessüm...Tam tepenin kenarına geldiğinde duruyor, bir taşın üstüne çökerek, şefkatle köpeğinin başını okşuyor, karanfili dudaklarına değdiriyor...Hafifçe ürperiyor genç kız, rüzgarın ılık sıcaklığı bedenini sorarken. Ayağa kalkıyor, yıldızları seyrediyor ilkin, aya ilişiyor gözü sonra...Elindeki karanfili hatırlıyor, gözyaşlarıyla ıslattığı. Gökyüzüne, aya doğru fırlatıyor bu bir katre alevi...Önce havalanıyor, sonra denizin kollarında buluyor kendini, örselenmiş çiçek. Ve günün birinde, uzaklarda kendisini bekleyen sevgiliye, sahibinden haber götürmek üzere, dalgalara karışıyor.

                       Genç  kızın dudaklarında buruk bir tebessüm, gözlerinde yıldızlar...Gece gözlü, başını aya doğru çeviriyor, denizin kollarına terk ettiği karanfili unutarak. Aşkın şarkısı yeni baştan çalınırken, ay yavaş yavaş batmaya hazırlanırken, dudaklarından hiç kimsenin ama hiç kimsenin duyamadığı fakat uzaklardaki sevgilinin ta yüreğine hissettiği şu sözcükler dökülüyor:

                                            Ay, hiçbir zaman batmayacak!

                                                                                                         Aysun ÇELİK REİS

ANONİM HALK ŞİİRİNDE TÜRKÜ

 




Türkü

Türkü kelimesi, Türk ve “-î” nispet ekinin bir araya gelmesinden oluşan,Türklere has anlamına gelen “Türkî” kelimesi kökenlidir.

Türkü :

 Anadolu’nun çeşitli yörelerinde “şarkı”, “deyiş”, “deme”, “hava”,“ninni”, “ağıt

 Altay Türkleri“kojoñ”

Azeri Türkleri “mahnı”

 Başkurtlar “halk yırı”

Çuvaş Türkleri “yurrisem”,“takmak”, “peyit”

Hakas Türkleri “ır” ve “tahpah”

Kerkük Türkleri “beste”, “şarkı”,“neşide”, “mani”, “yır”, “hoyrat”

 Karaçay Türkleri “cır”

Karakalpak Türkleri “kosık”,“cır”

 Kazaklar “türki” “türik halık äni”

Kırgızlar “eldik ır”, “türkü”

Kumuklar “yır”

 Özbekler “türki”, “halk koşiğı”

 Tatarlar “halık cırı”, Tıva Türkleri “ır”, “kojañ”, “kojamık”

Türkmenler “aydım”,

Uygur Türkleri “nahşa”

Türk halk şiirinde ezgi ile söylenen her türlü şiire türkü denir. Halkın olaylar karşısındaki

tepkileri, acıları,üzüntüleri veya sevinçleri türkülere yansır. Türküler, anonim şiirlerdir. Söyleyenleri belli değildir.

“Bazı türkülerin başlangıçta kim tarafından söylendiği bellidir. Özellikle âşıkların bazı şiirleri zamanla türküleşmiştir. Kayıkçı Kul Mustafa’nın, Öksüz Âşık’ın, Köroğlu’nun, Karacaoğlan’ın, Âşık Kerem’in, Erçişli Emrah’ın, Dadaloğlu’nun ve Sümmani’nin bazı şiirleri türkü haline gelmiştir.”

Halk içinden çıkan bazı türkü yakıcıları da yeni türküler oluşturmuşlardır. Şiir kabiliyeti gelişmiş olan türkü yakıcılar , sosyal hayatta ortaya çıkan ve insanları derinden etkileyen olaylar üzerine ezgili şiirler

oluştururlar. Bu işleme türkü yakmak denir.

“Yine anonim halk şiirleri arasında yer alan “Türkü”yü ele aldığımız zaman kafiye örgüsü, nazım birimi, vezin ve hacim gibi “dış” unsurlar bakımından belirli bir şekille karşılaşmamaktayız. Aynı şekilde türkülerde türlerin belirlenmesinde bir ölçü olarak kullandığımız “konu” ve “ezgi” beraberliği de yoktur. Bu bakımdan “türkü”nün de “Türkmani”, “Varsağı”, “Bayatı”, “Şarkı” kelimeleriyle birlikte değerlendirilip izahının yapılması kaçınılmaz olmaktadır.” Türkünün tür olmadığını düşünen Oğuz, nazım şekillerini ve türlerini gösterdiği tasnifinde türküye “ezgi ağırlıklı türler” başlığı altında yer vermiştir (Oğuz 2001: 16).

 “Düzenleyicisi bilinmeyen, halkın sözlü geleneğinde oluşup gelişen, çağdan çağa ve yerden yere içeriğinde olsun, biçiminde olsun değişikliklere (zenginleşmelere, bozulmalara, kırpılmalara) uğrayabilen ve her zaman bir ezgiye koşulmuş olarak söylenen şiirler” dir (Boratav 1995: 150).

Türkmani: Azerbaycan ve Çağatay sahalarında özel bir ezgiyle okunan şiirler.

Türküler, düğünlerde, genellikle kış aylarında düzenlenen “yârân”, “sıra gecesi”, “ferfene”, “barana” gibi toplantılarda, panayırlarda, festivallerde, kadın ve erkek gezmelerinde, kahvehanelerde, hamamlarda, kısacası hayatın çok çeşitli alanlarında söylenen şiirlerdir (Yakıcı 2007: 243-266).

 


“Konularına göre türküler:

1. Lirik türküler: a) Ninniler, b) aşk türküleri, c) gurbet türküleri, askerlik türküleri, hapishane türküleri, ç) ağıtlar, d) çeşitli başkaca duyguluk konular üzerine türküler.

2. Taşlama, yergi ve güldürü türküleri.

3. Anlatı türküleri: a) Efsane konulu türküler, b) bölgelere ya da bireylere özgü konuları olan türküler, c) tarihlik konuları olan türküler.

B. Kullanıldıkları yerler, gördükleri vazifeler ya da söylenmelerini şartlandıran vesilelere göre türküler:

4. İş türküleri.

5. Tören türküleri: a) Bayram türküleri, b) düğün türküleri, c) dinlik ve mezheplik törenlere değin türküler, ç) ağıt töreninde söylenen türküler.

6. Oyun ve dans türküleri: a) Çocuk oyunlarında söylenenler, b) büyüklerin

oyunlarında söylenenler “ (Pertev Naili Boratav’ın 1995: 150-151).

 

Yapılarına Göre Türküler

Türkülere yapısal olarak bakıldığında karşımıza iki yapı çıkar. Türküler, “bent / ana metin” ve “kavuştak / bağlantı” kısımlarından oluşur. Bent bölümleri, kavuştağın dışında kalarak tekrarlanmayan asıl bölümlerdir. Bir mısradan veya daha fazla sayıdaki mısradan oluşabilen kavuştak kısımları ise tekrarlanır. Kavuştaklar, türkülerin önemli yapısal özellikleri arasında yer alır. Bentlerdeki ve kavuştaklardaki dizelerin değişiklik göstermesi, türkülerin yapısal olarak birbirlerinden ayrılmalarına neden olur.

Ezgilerine Göre Türküler

Türküleri, ezgilerinden ayrı düşünmek mümkün değildir. Türküler, ezgili söylenen şiirlerdir. Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde birbirinden farklı ezgiler vardır. Türkülerin ezgileri, o türkünün hangi bölgeye, daha doğrusu hangi ezgi grubuna ait olduğunu gösterirler. Türküler, yapıları ve konularının yanı sıra ezgilerine göre

de tasnif edilmişlerdir. Ezgileri açısından türküler “uzun havalar” ve “kırık havalar” olmak üzere iki kısma ayrılırlar.

1. Uzun Havalar: Usulsüz ezgiler olarak da bilinirler. Ezgi, ölçü ve ritim açısından serbesttir, ancak dizi ve dizi içindeki seyir bakımından bazı kalıplara bağlıdır. Bu türküleri söyleyenler, kendi zevk ve isteklerine göre ezgiyi uzatıp kısaltabilirler. “Bozlak”, “Dağbaşı”, “Divan”, “Garip”, “Hoyrat”, “Kalenderî”, “Kayabaşı”, “Kerem” vb. şeklinde adlandırılan şiirler bu usulle icra edilirler.

2. Kırık Havalar: Usullü, ölçü ve ritimleri belli ezgilerdir. Kırık havalar, bölgelere ve yörelere göre farklı şekillerde adlandırılırlar. Ege’de “zeybek”, Marmara, Trakya ve Ordu’da “karşılama”, Harput’ta “şıkıltım”, Isparta’da “datdiri”, Konya’da “oturak”, Trabzon, Rize ve Hopa’da “horon”, Urfa’da “kırık” şeklinde adlandırılan ezgiler, kırık havalara karşılık gelmektedir.

Bent: Türküde kavuştak dışında kalan kısım.

Kavuştak: Türküde tekrarlanan kısımlar.

Bozlak: Orta ve DoğuAnadolu’da yaygın bir uzun hava.

Divan: Fâilâtün/ Fâilâtün/ Fâilâtün/Fâilün kalıbıyla yazılan ve usulsüz ezgilerle icra edilen şiirler.

Garip: Âşık Garip ile sevgilisi Şah Senem arasındaki aşkı anlatan usulsüz ezgilere denir.

Kerem: Kerem ile Aslı arasındaki aşkı anlatan uzun havalara denir.

Zeybek: Ege yöresine özgü bir ezgi ve oyun türü.

Karşılama: Özellikle Marmara bölgesinde yaygın olan bir kırık hava çeşidi.

Horon: Karadeniz bölgesinde oynanan bir oyunun ve ezginin adı.



26 Ocak 2021 Salı

ÖZEL TİYATROLAR 2021-2022 SANAT SEZONU BAŞVURULARI

 



- Özel tiyatroların başvuruları ile başvuru sonucunda değerlendirilmeleri 08 Aralık 2018 tarih ve 30619 sayılı Resmî Gazetede yayımlananarak yürülüğe giren "Özel Tiyatroların Projelerine Yapılacak Yardımlara İlişkin Yönetmelik" kapsamında yapılmaktadır.

- Özel tiyatroların 2021-2022 Sanat sezonunda gerçekleştirecekleri projelerine yönelik başvuru süresi 20 Haziran 2021 Pazar günü başlayıp 31 Temmuz 2021 Cumartesi günü sona erecektir.

- Başvuru için gerekli tüm bilgi ve belgeler online olarak gönderilecek; bizzat veya posta yolu ile iletilen başvurular veya başvuru amaçlı belgeler işleme alınmadan iade edilecektir.

- Başvuru için gerekli bilgi ve belgelerden herhangi birinin eksik veya hatalı olması durumunda başvuru işleme alınmayacaktır.

- Başvurular, aşağıda belirtilen kategorilerin birinde ve bir proje ile yapılacaktır. Başvuru belgeleri için tarafınıza uygun kategorinin üzerine tıklayınız.

 

Başvuru esnasında ” ? ile belirtilen kısımlardaki uyarıları dikkatlice okuyunuz ve bu uyarılarda belirtilen hususlara göre bilgilerinizin girişini yapınız. Başvuru yapacağınız kategoriye ilişkin talep edilen belgeleri, word, jpeg, pdf vb. formatların birinde bilgisayarınızda hazırlayınız. (Aşağıdaki belgelerden birden fazla sayfa adedi olanları Word, pdf vb. formatların birinde tek belge olarak hazırlanmalıdır. Örneğin; oyun metninizi ya bir Word belgesi olarak ya da bir pdf belgesi olarak hazırlayınız)

6102 sayılı Türk Ticaret Kanununa göre “tacir” sayılan özel tiyatrolar bu kategoride başvuru yapabilir. Başvuru için aşağıdaki belgelerin Word, jpeg, pdf vb. formatların birinde bilgisayarınızda hazır bulunması gerekmektedir

Oyun metni

Ticaret Odası'ndan son bir ay içerisinde alınmış, başvuru sahibinin adı, adresi, faaliyet konusu (meşgale), işe başlama tarihi ve tescil tarihi bilgilerinin yer aldığı Sicil Tasdiknamesi ve Faaliyet Belgesi (Sicil Kayıt Sureti) belgeleri, İlgili Vergi Dairesi’nden son bir ay içinde alınmış, başvuru sahibinin vergi borcu bulunmadığına veya borcun yapılandırılarak ödendiğine dair belge, Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan son bir ay içerisinde alınmış, başvuru sahibinin çalışanlarına ilişkin sigorta prim borcu bulunmadığına veya borcun yapılandırılarak ödendiğine dair belge, Başvuruyu yapan kişinin tiyatro adına yetkili olduğunu gösteren imza sirküsü.

Başvuru yapılan proje üzerinde 5/12/1951 tarihli ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunundan doğan mali haklar varsa, hakkın kullanımına ilişkin hak sahibi ya da mali hakları takip yetkisini verdiği meslek birliğinden izin aldığına ilişkin belge ya da proje üzerinde aynı Kanundan doğan hak yoksa özel tiyatronun bu durumu beyan eden dilekçesi, pdf, jpeg… vb. türünde bilgisayarınızdan yüklenecektir.

 

 

6102 sayılı Türk Ticaret Kanununa göre "tacir" sayılan ve çocuk oyunu projesi gerçekleştirecek olan özel tiyatrolar bu kategoride başvuru yapabilir. Başvuru için aşağıdaki belgelerin Word, jpeg, pdf vb. formatların birinde bilgisayarınızda hazır bulunması gerekmektedir.

Oyun metni

Ticaret Odası’ndan son bir ay içerisinde alınmış, başvuru sahibinin adı, adresi, faaliyet konusu (meşgale), işe başlama tarihi ve tescil tarihi bilgilerinin yer aldığı Sicil Tasdiknamesi ve Faaliyet Belgesi (Sicil Kayıt Sureti) belgeleri, İlgili Vergi Dairesi’nden son bir ay içinde alınmış, başvuru sahibinin vergi borcu bulunmadığına veya borcun yapılandırılarak ödendiğine dair belge, Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan son bir ay içerisinde alınmış, başvuru sahibinin çalışanlarına ilişkin sigorta prim borcu bulunmadığına veya borcun yapılandırılarak ödendiğine dair belge, Başvuruyu yapan kişinin tiyatro adına yetkili olduğunu gösteren imza sirküsü, Projenin uygunluğuna dair bir pedagog veya psikolog tarafından diploma no belirtilerek hazırlanmış rapor, İlgili raporu hazırlayan pedagog veya psikolog tarafından sayfaları imzalanmış oyun metni, Başvuru yapılan proje üzerinde 5/12/1951 tarihli ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunundan doğan mali haklar varsa, hakkın kullanımına ilişkin hak sahibi ya da mali hakları takip yetkisini verdiği meslek birliğinden izin aldığına ilişkin belge ya da proje üzerinde aynı Kanundan doğan hak yoksa özel tiyatronun bu durumu beyan eden dilekçesi, pdf, jpeg… vb. türünde bilgisayarınızdan yüklenecektir.

 

Genellikle kukla, meddah, karagöz ve ortaoyunu gibi geleneksel gösteri türlerini sahnelemek üzere kurulan özel tiyatrolar bu kategoride başvuru yapabilir. Başvuru için aşağıdaki belgelerin Word, jpeg, pdf vb. formatların birinde bilgisayarınızda hazır bulunması gerekmektedir. İlgili Vergi Dairesi’nden son bir ay içinde alınmış, başvuru sahibinin vergi borcu bulunmadığına veya borcun yapılandırılarak ödendiğine dair belge, Bakanlığımız Araştırma ve Eğitim Genel Müdürlüğü tarafından Geleneksel Tiyatro sanatçıları için verilen Sanatçı Tanıtım Kartı, pdf, jpeg… vb. türünde bilgisayarınızdan yüklenecektir.



Güleryüz Engelliler Sahne Tiyatrosu

 


25 Ocak 2021 Pazartesi

FOTOĞRAF SANATI


Fotoğraf sanatı ve fotoğrafçılık hakkında bir kaç söz... 

Doğadaki ve yaşamın içindeki nesneler bize oldukları gibi görünürler. Objelerin nasıl göründüklerini düşünmek ve merak etmekle anlamlanan kaşif ruhu farklı görür. Fotoğrafçılar çektikleri obje, insan veya mekanları doğrudan izleyicilerle paylaşırken onların konuyla ilgilerini gözlemci bilinçle izler, etkisini merak eder ve algıda gelişim- dönüşüm- değişimi  süreklileştirirler. 

 

Fotoğraf sanatında da sanatçının estetik duygularının görsel algıyla gelişen katkıları sonucu değişik sanatsal çalışmalar ortaya çıkar. Objeleri değişik şekillerde sunmak; farklı bakış açılarını geliştirmeye, çok yönlü düşünebilmeye aracılık eder. Renk, yansıma, ışık, gölge… tasarımları fotoğraf sanatı sahnesinin temelini oluşturur.

Işığı ayarlamak

Kompozisyon sağlamak

Anı yakalamak

Ritmi -hareket akışını hissetmek-hissettirmek

Farklı bakış açılarından görmek

Vurgu ve tonlamayı duyumsamak-duyumsatmak…























 


Buradaki fotoğraflar görsellerle desteklemek için sunulmuştur. Hepimizin deneyimlediği gibi doğadan esintiler.  

(Fotoğraf sanatçılarının kompozisyonları izne tabidir. )

ÖNEMLİ UYARIDIR

 Lütfen dikkat arkadalar Sanata gönül vermiş olan Sanat Olsun web sitemiz yakında yeni yerine taşınacaktır. İnternet adresimiz aynı kalacakt...

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *