8 Şubat 2021 Pazartesi

16. YÜZYIL AZERİ SAHASI TÜRK ŞİİRİ-ŞAH İSMAİL- GÜLŞENİ




ŞAH İSMAİL(Hatayî)

 Erdebil Tekkesi’nin şeyhi ve Safevi Devleti’nin kurucusu Şah İsmail, 25 Receb 892/17 Temmuz 1487 tarihinde Erdebil’de doğmuştur. Babası Safevi şeyhi Haydar, annesi ise Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın kızı Alemşah’dır.  

Eserleri:Dehname, Nasihatname, Hatayi Divanı

Hatayî Divanı’nın yazma nüshaları Azerbaycan, İran ve Türkiye’deki bilim adamlarınca değerlendirilmiştir. 1935’de Selman Mümtaz, Erdebil nüshasını esas alarak Hatayî Divanı’nı yayınlamıştır. Daha sonra Hamid Araslı, Hatayî Divanı’ndan seçmeler yapmıştır (1946). Türkiye’de Sadeddin Nüzhet Ergun, İstanbul Millet Kütüphanesinde bulunan tek nüshaya dayanarak Hatayî Divanı’nı neşretmiştir (1946). Azerbaycanlı bilim adamlarından Azizağa Memmedov, Hatayî Divanı’nın nüshalarını tespit etmek suretiyle karşılaştırmalı metnini önce Arap harfleriyle (Bakü 1966), daha sonra aynı çalışmayı kril harfleriyle yayımlamıştır (Bakü 1973). Nejat Birdoğan, Azizağa’nın bu neşrindeki şiirlere Sadedin Nüzhet Ergun’un yayınladıklarını da ekleyerek Hatayî Divanı’nın popüler neşrini yapmıştır (1991). İbrahim Arslanoğlu ise Taşkent nüshası ile diğer nüshalardaki farklılıkları ve cönklerdeki Hatayî mahlaslı şiirleri dikkate alarak hazırladığı Şah İsmail Hatayî ve Anadolu Hatayîleri, adlı eserinde Hatayîlerden bahsetme gereğini duymuştur (1992). İran Azerilerinden Mirza Resul İsmailzade, yazma ve matbu nüshalardaki bütün şiirleri, Şah İsmail Safevi Külliyatı, adı altında toplamıştır (2004). Ekber N. Necef ve Babek Cavanşir birlikte hazırladıkları Şah İsmail Hatâyi Külliyatı’nı yayımlamışlardır (2006). Son olarak Hatâyî Dîvânı’nın çoğu yurt dışındaki kütüphanelerde bulunan yirmi beş nüshası, Prof. Dr. Muhsin Macit tarafından bilimsel yöntemlere uygun biçimde incelenerek tenkitli metni hazırlanmıştır (Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, İstanbul 2017).

(Gazel) 


 Cân olmaz ise sen teki cânân yeter mana 

Vaslun bu hasta gönlüme dermân yeter mana 

جان اوملز ایسه سن تکی جانان یرت منکا 

وصلنک بو خسته کونکلومه درمان یرت منکا

Hicrin cefâsı öyle yahupdur bu gönlümi

 Her şeb kapunda nâle vü efgân yeter mana

هجرنک جفاسی ایله یاخوپدر بو کونکلومی 

هر شب قاپونده ناله و افغان یرت منک

 Zulmât içinde âb-ı hayât istemez gönül 

La‘lün zülâli çeşme-i hayvân yeter mana 

ظلمات ایچنده اب حیات ایستمز کونکول 

لعلنک زاللی چشمه حیوان یرت منکا

Zâhid koparma sen meni mey-hâneden bugün 

Rûz-ı ezelde yâr ile peymân yeter mana Gerçi 

زاهد قوپارمه سن منی میخانه دن

 بو کون روز ازلده یار ایله پیمان یرت منکا 

Hatâyî gitdi elinden visâl-i dost 

Her dem hayâli dîdeye mihmân yeter mana

کرچه خطایی کیتدی النکدن وصال دوست 

هر دم خیال دیده ده مهمان یرت منکا 


İBRAHİM GÜLŞENİ -(HEYBETİ)-GÜLŞENİ

Bazı kaynaklarda Azerbaycan’ın Berda şehrinde doğduğu kayıtlı olmasına karşın kaynakların çoğunda onun Diyarbakırlı olduğu söylenir. Babasının kabrinin Diyarbakır’da olması da ikinci ihtimali kuvvetlendirir. İbrahim, henüz iki yaşındayken babasını kaybetmiş ve on beş yaşına kadar amcası Seydî Ali’nin himayesinde eğitimini sürdürmüştür. Bilgisini ilerletmek amacıyla Maveraünnehir’e doğru yola çıkmış ve Tebriz’de tanıştığı Kazasker Molla Hasan’ın yardımıyla medrese öğrenimi görmüş ve muhitinde Molla İbrahim olarak tanınmaya başlamıştır. Akkoyunlu Uzun Hasan’la tanışma imkânı bulmuş ve kısa süre içinde onun güvenini kazanmıştır. Hatta Uzun Hasan’ın Herat’a gönderdiği barış heyetinde yer almış ve orada Abdurrahman Camî ile tanışmıştır. Kardeşi Üveys’in telkinleriyle Uzun Hasan, Dede Ömer Ruşenî’yi Tebriz’e davet ettiğinde Molla İbrahim de mürşidini bulur. Dede Ömer, ölümünden birkaç gün önce onu halife tayin etmiş ve Molla İbrahim, artık Gülşenî olmuştur. O da mürşidi Ruşenî gibi, Akkoyunlu sarayında yakın ilgi görmüştür. Sultan Yakup, İbrahim Gülşenî’ye büyük değer vermiş, askerin maneviyatını yükseltmek için bazı savaşlara yanında götürmüştür. Akkoyunlu gücünün zayıflamasıyla birlikte Şah İsmail, Akkoyunlu Elvend Bey’i yenerek Tebriz’e girince (907/1502) Gülşenî, ailesiyle birlikte Diyarbakır’a dönmüş; orada Manevî adlı eserini yazmaya başlamıştır. Safevilerin bölgedeki etkinlikleri artınca oradan Maraş’a, daha sonra Kudüs’e, Kudüs’te kırk gün kalıp erbaîn çıkardıktan sonra da Kahire’ye gitmiştir. Dede Ömer Ruşenî’nin Mısır’a yerleşen halifesi Timurtaş vasıtasıyla Memlük sultanı Kansu Gavrî’ye takdim edilmiş ve sultanın yakın ilgisini görmüştür. Yavuz Sultan Selim, Mısır’ı fethedince Gülşenî’ye ilgi göstermiş ve dergâhını inşa etmesi için arazi tahsisinde bulunmuştur. Kanunî devrinde, saltanat iddiasında bulunduğu söylentileri üzerine Gülşenî, İstanbul’a çağrılmış, ancak iddiaların dayanaktan yoksun olduğu anlaşılmıştır. İstanbul’da kalması için Kanunî’nin yaptığı teklifi, yaşlandığını ileri sürerek geri çeviren Gülşenî, Mısır’a dönmüş ve orada vefat etmiştir (1534).

 (Gazel) 

Bî-vücûdum ışk odı bilsem benüm nem yandurur 

Yanuben küllî kül oldum bes dahı nem yandurur 


Yandurur gerçi cihânda ışk odı âşıkları 

Lik ben âciz kulunı katı muhkem yandurur 


Âh idersem bir nefes dünyâyı oda yahuben 

Yedi çarhı anun odı cümle derhem yandurur 


Nice döysün ışk odınun sûzişine dil revân 

Kim anun germiyyeti nâr-ı cehennem yandurur 


Şem‘e bir pervâne yansa sûziş-i âvâz ider 

Ma‘şûkun sözi meni gör nice epsem yandurur


 Ey ciger derdine dermân isteyen aklun kanı 

Onılur mı şol yara kim anı merhem yandurur 


Çünki derd imiş devâsı bu yürek yarasınun

 Müşfik emsem isteme kim anı emsem yandurur


 Rûşenî ışkına yanmışdur ciger dir Gülşenî

 Işk odı pervâne kimi anı her dem yandurur 




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Hacı Mehmet KARAKAŞ

Hacı Mehmet KARAKAŞ 21.01.1988 yılında Adıyaman’ın Kâhta ilçesinin Yolaltı Askeran köyünde,  kalabalık bir çekirdek ailede, çiftçi bir baban...

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *